• Yükleniyor

11 Eylül Sonrası: Buna değer miydi?


11 Eylül Sonrası: Buna değer miydi?
Paylaş :


ABD’nin 11 Eylül sonrası başlattığı askeri operasyonlar ve ulus inşası girişimleri 20. yılında tartışılıyor. Uzmanlara göre sahada başarısız olan ABD, siyasette istikrarsızlığa yol açtı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) 11 Eylül 2001 günü maruz kaldığı 4 ayrı saldırı sonucu 2977 vatandaşını kaybetti. En az 25 bin yaralanma ve 10 milyar dolarlık altyapı zararının ortaya çıktığı tarihin en büyük terör eylemi Amerikan halkının yaşadığı en büyük travma olarak kayıtlara geçti. 11 Eylül saldırılarını Türkiye’ye aktaran gazeteci ve televizyon yapımcısı Erkan Güntöre, güvenlik konusundaki endişeyi “Beyaz Saray, Pentagon ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi yerlerden de canlı yayın ve program yapan biri olarak buralarda bile iç/dış terör saldırısına maruz kalabileceğimizi birinci elden görmüş oldum.” ifadeleri ile aktarıyor. CRI Türk’e demeç veren Güntöre’ye göre, Pearl Harbour’dan sonra kıtada yaşanan saldırı çeşitli din, dil ve kültürlerden oluşan Amerikalıları yaşama tutunma reaksiyonu ile bir araya getirdiği kadar güvenlik konusunda tartışma ve farklı bakış açılarını askıya aldı.

TRAMVA YERİNİ VİETNAM SENDROMUNA BIRAKTI

11 Eylül saldırıları sadece sıradan Amerikalıların değil mevcut dünya düzenini de geri döndürülemez biçimde değiştirdi. Dönemin ABD Başkanı George Bush’un “Terörizmle savaş” adını verdiği konsept sonrasında Washington yönetimi hasım gördüğü ülkeleri dizayn etmek için fiili işgali ve ulus inşasını içinde barından politikaya yöneldi. Bush Doktrini olarak anılacak bu yönelim esasen “tehdidi kaynağında yok etmek” fikrine odaklanıyordu.

11 Eylül saldırılarının mimarı el Kaide’ye güvenli liman sağladığı öne sürülen Afganistan “terörizmle savaş” konseptinin ilk adresi oldu. ABD güçleri, 7 Ekim 2001’de Afganistan’ı işgal ederek 20 yıl sürecek savaşı başlattı. İşgalin ilk yıllarında Taliban hakimiyetine son verilmesi ve ABD’nin arzu ettiği siyasi sistemin inşası için anayasa çalışmalarına başlanması, Washington nezdinde başarı olarak okunuyordu. Buna karşın Beyaz Saray yönetiminin “gündüz uykusu” fazla uzun sürmedi. 30 Ağustos gecesi Kabil Havalimanı’ndan kaotik biçimde ayrılan ABD, iktidarı Taliban’ı teslim ederken arkasında 71 bin sivilin, 84 bin Taliban savaşçısının ve 69 bin Afgan güvenlik gücünün cenazesini bıraktı. Pakistan Brown Üniversitesinin son göç dalgasını hesaba katmadan yaptığı raporlamaya göre savaş nedeni ile 2 milyon 700 bin Afgan ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.

Uluslararası kamuoyunun “sonsuz savaş” olarak isimlendirdiği işgal sırasında ABD, 2 bin 500’e yakın askerini kaybederken, 2,6 trilyon dolar harcadı. ABD Başkanı Joe Biden her ne kadar tahliyeleri “olağanüstü başarı” olarak yorumlasa da 200 Amerikalının Afganistan’da Taliban’ın insafına terk edilmesi ülkede büyük bir şok dalgasını tetikledi. CRI Türk’e konuşan Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, Amerikan kamuoyunun “İkinci Vietnam sendromu” yaşayabileceği uyarısında bulunuyor.

Washington yönetimi ise gelinen noktada bir zamanlar “katil” olarak tanımladığı Taliban ile kurulacak ilişkinin boyutunu tartışırken, terörün kaynağında yok edilemediğini Kabil Havalimanı’nda patlayan IŞİD bombaları ile öğrendi.

IRAK GÜNLERİ: STRATEJİK BAŞARISIZLIK

ABD’nin “terörizmle savaşından” payına düşeni alan ikinci ülke Irak oldu. Düzmece olduğu daha sonra ortaya çıkan kimyasal silah “kanıtlarının” ardından Bush’un “şer ekseni” olarak nitelediği Irak, Mart 2003’te ABD önderliğindeki koalisyon tarafından işgal edildi. İşgalin başlamasından yaklaşık bir ay sonra koalisyon güçleri Irak ordusunu dağıtmayı başarsa da ABD, hem ulus inşasında hem de terörle mücadelede beklediğini zaferi kazanamadı. Zamana yayılan çatışmaları neticesinde 208 bini sivil ve 4 bin 598’i Amerikan askerinin hayatını kaybettiği işgal, Ebu Garip’teki işkence fotoğrafları ile insanlığın ahlaki yıkımını temsil ediyordu. Bununla beraber, Bush’un “Tanrı’dan ilham aldığını” savunduğu müdahale ilerleyen yıllarda IŞİD ve benzeri terör örgütlerine Irak’ta yaşama alanı sağladı. Eski ABD Başkanı Barack Obama, bu gerekçe ile Irak’taki misyon süresini uzatırken, mevcut lider Joe Biden “sınırlı çekilme” politikası ile çıkış yolu arıyor.

ABD önderliğindeki koalisyonun en önemli bileşenlerinden biri olan Birleşik Krallık ise 2016 yılında yayımladığı Irak Soruşturma Dosyası’nda “stratejik başarısızlık” tehlikesine dikkat çekmiş ve hataların düzeltilmesi için kararlı adımların atılmadığını itiraf etmişti.

ABD NEDEN BAŞARISIZ OLUYOR?

ABD’nin 11 Eylül sonrası “terörizmle savaşı” Irak’ın ardından çeşitli vesile, kapsam ve enstrümanlarla dünyanın birçok yerine dağılırken ortaya çıkan tablo çoğu zaman değişmedi. ABD’nin sahadaki askeri başarısızlığını değerlendiren Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin,  Amerikan ordusunun gerilla savaşında yeterli olmadığının altını çizerek “Süreç uzadıkça kaybetme riski artar.” yorumunda bulunuyor. Aynı zamanda İstinye Üniversitesi Güvenlik ve Savunma Stratejileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin Koordinatörü olan Pekin’in dikkat çektiği bir diğer husus, ABD’nin “terörü terörle bitirme” stratejisinin yarattığı riskler. Suriye’de PKK ilintili YPG’ye verilen desteği anımsatan Pekin’e göre, ABD’nin “girerken de çıkarken de teröre ihtiyacı var.”

ABD’nin 11 Eylül sonrasında toplamda 8 trilyon dolara ulaşan operasyonlarını değerlendiren Terörizm ve Radikalleşme ile Mücadele Merkezi Başkanı Erol Bural ise “Washington hesap hatası yapıyor.” diyor. 2013 senesinde Afganistan’da askeri danışmanlık yapan Bural, CRI Türk’e yaptığı açıklamada  “ABD, coğrafi olarak uzak olduğu için değil zihin olarak uzak olduğundan kaybetti. Sosyolojik ve tarihi parametreleri hesaba katmadılar. Amerika’nın Mississippi eyaletindeki sistemi Irak’a uygulayamazsınız. Etnik ve dini temelde bölünme terör örgütleri doğurdu.” ifadelerini kullandı.

Washington yönetimin siyasi istikrarsızlık ve askeri başarısızlık çıkmazını The Economist için kaleme alan ABD’nin efsanevi dışişleri bakanı Henry Kissinger da “Askeri hedefler mutlak ve ulaşılmaz, siyasi hedefler ise soyut ve anlaşılması zordu.” tespitinde bulunmuştu.

ZOR SORULAR KARAMSAR YANITLAR

İnsan hayatının soğuk rakamlara dönüştüğü Washington’ın 11 Eylül sonrası politikası 20. yılında bir yol ayrımına gelmiş gözüküyor. ABD Başkanı Joe Biden “sonsuz savaşlar” çağının geride kaldığını iddia ederken, yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında “ulus inşası” girişimlerinde de bulunmayacaklarını ileri sürdü.

Barack Obama döneminde tohumları atılan bu yönelimin ne derece gerçekçi olduğu şüpheli. “Biden’ın Obama’nın başkan yardımcısı olduğu dönemde Afganistan’da ‘net bir hedefi’ vardı da şimdi o net hedef ortadan mı kalktı? Biden’ın derdi hakikaten Afganistan’da yitip gidecek genç Amerikalı kuşaklar mı? ABD askeri bütçesinde bir azalma mı var?” sorularını sıralayan gazeteci Ceyda Karan’a göre, ABD’nin emperyalist bir güç olarak dünyayı tasarımlamaktan vazgeçmesini yahut tüm askeri operasyonlarını bitirmesini beklemek naiflik olur. Karan, bu bağlamda CRI Türk için “ABD’nin değer ve sistem ihraç etmediği bir Amerikan hegemonyası mümkün değil. ABD’nin veya başka bir emperyalist gücün ‘değer’ ihraç etmekten vazgeçmesi, emperyalist olmaktan vazgeçmesi anlamına geliyor.” satırlarını kaleme aldı. Washington yönetimin ayrıldığı Afganistan’ı IŞİD’in Horasan kolu gibi örgütler üzerinden yeniden dizayn etmek isteyebileceğine dikkat çeken Ceyda Karan “Afganistan çekilmesi ABD’nin ‘demokrasi taşıyıcılığı’ yahut ‘ulus inşası’ temaları askeri müdahalelerle erozyona uğramışken, yöntem değişikliği olarak yorumlanabilir.” görüşünü paylaştı.

Uluslararası kamuoyunda ABD’nin geleceğine dönük tartışmalar devam ederken, kesin olan şey ise Washington’ın irtifa kaybettiği. İsmail Hakkı Pekin, “Ne kalpleri ne zihinleri kazanabildi.” diyor.

/İsrailpost


İlginizi Çekebilecek Yazılar