• Yükleniyor

Sabra ve Şatilla Katliamı


Sabra ve Şatilla Katliamı
Paylaş :


38 yıl önce Lübnan’ın Beyrut kentindeki Sabra ve Şatilla Filistin göçmen kamplarına saldıran işgalci İsrail güçleri katliama göz yumdu. Lübnan’da faaliyet gösteren Hristiyan Falanjistlerin desteğindeki katliamda 3000’e yakın, ağırlıkla kadın ve çocuklardan oluşan sivil yaşamını yitirmişti.

Olayın üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen, 18 Haziran, Sabra ve Şatilla katliamlarından geri kalanlar için hiç yaşanmamış olması istenilen bir gün olmaya devam ediyor.
 

1982'de yapılmayan şimdi yapılmalıdır. Katliam meydana çıkarılmalı ve tekrar gözden geçirilmelidir. Gerçekten ne oldu? Bu canavarlara kim izin verdi? Sorumlu kim? Kurbanlar kimler ve katliamdan kurtulanlar neredeler? Onlar neden korunmadılar?
 

38 yıl önce Lübnan’ın  Beyrut kentindeki Sabra ve Şatilla Filistin göçmen kamplarına saldıran işgalci İsrail güçleri katliama göz yumdu. Lübnan’da faaliyet gösteren Hristiyan Falanjistlerin  desteğindeki katliamda 3000’e yakın, ağırlıkla kadın ve çocuklardan oluşan sivil yaşamını yitirmişti.

Filistinli kaynaklar ise katliamda en az 7000 kişinin yaşamını yitirdiğini ifade etti.  Lübnan’da FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) desteğindeki Şii ağırlıklı ittifakla, İsrail’in desteklediği Hristiyan Falanjistler arasındaki çatışmaları bahane eden İsrail, Falanjistlere destek vermek için 6 Haziran 1982’de Lübnan’ı işgale başladı. İşgali aynı yılın yaz ayları boyunca adım adım hayata geçiren İsrail’in operasyonları sonucu Beyrut’taki kamplarda kalan yaklaşık 5000’den fazla Filistinli gerilla Lübnan’dan çekilmeye başladı.
 

14 Eylül’de Falanjistlerin lideri Beşir Cemayel’in suikast sonucu öldürülmesini bahane eden İsrail ordu güçleri, Falanjist milislerin desteğinde 16 Eylül’de Batı Beyrut’ta bulunan, ABD,Fransa,İngiltere gibi devletlerin “koruması altındaki” Sabra ve Şatilla göçmen kamplarını kuşattı. Yaklaşık 40 saat süren kuşatma ve saldırılara, daha sonra İsrail başbakanlığı yapacak olan ve bu katliam nedeniyle “Beyrut kasabı” diye anılan Ariel Şaron komuta etti.

Katliamdan, kamplarda yaşayan sadece 23 kişi sağ kurtuldu. Filistinli şair Mahmud Derviş,  “Beyrut Kasidesi” adlı şiirinde, kuşatmayı,yaşanan katliamı ve bu katliamda payı olan Arap devletlerinin ihanetini şöyle anlatmıştı:

 

“Kardeşin yok ki kardeşim
Yok ki arkadaşların, sarayların
Susuz, göksüz, kansız ve ilaçsızsın.
Yok ki arkan senin ve de önün
Kuşat kuşatmanı, çaresi yok…

 

Sabra ve Şatilla katliamı sonrası, FKÖ Lübnan’ı terk etti. Ancak Filistin halkının siyonist İsrail’e direnişi, 1987’deki birinci, 2000’deki ikinci intifada ile devam etti. Batı Şeria, Gazze ve Ramallah başta olmak üzere binlerce Filistinli, İsrail’in sokağa çıkma yasakları ve diğer baskılarına meydan okuyarak işgale karşı direnişini sürdürdü.
 

Katliamın Yönetimi
 

14 Eylül'de gerçekleşen Beşir Gemayel suikastinden önce bile olacak olaylara dair İsrail cephesinde bazı sinyaller mevcuttu; İsrail Ordusu'nun Kuveyt Büyükelçiliği etrafında 9 Eylül'de meydana getirdiği hareketlilik, gelişmeleri fotoğraflayan Birleşmiş Milletler'den bir görevlinin keskin nişancılar tarafından öldürülüşü, 11 Eylül'de Şaron'un Sabra ve Şatilla'da iki bin teröristin mevcut olduğu şeklindeki açıklamaları. Şaron ve Beşir Cemayel arasındaki toplantıların Haziran'dan Eylül ortasına kadar devam ettiği bilinmekte. Bu iki adamın aldığı karar sonucunda ise Beyrut'taki bütün Filistinliler şehirden çıkarıldılar. Falanjistlerce reddedilmesine rağmen bu iki adamın 12 Eylül'ü 13'e bağlayan gecede İsrail ve Marunilerin birlikte yürüteceği bir harekatla Filistin kamplarında etnik katliamın yapılması kararı alındı. Beşir'in suikast sonucunda öldürülmesinden sonra Şaron, planı tek başına yerine getirmeye karar vererek, Elie Hubeyka'nın komutası altındaki Lübnan Gücü'nü kullanarak operasyona devam etti.
 

Cemayel'in öldürülüşünden birkaç saat sonra siyonist işgalci İsrail ordusunun kontrol noktalarından değişik rotaları takip ederek gelen militanlar Sabra ve Şatilla'ya yakın bir yerde ve buradan da kamp merkezine kadar İsrail'in kontrol noktalarında, giriş bölgesi boyunca toplandılar. İsrail ordusunun, vurucu güce; aydınlatma cephanesi, cephane, yiyecek, bölgenin kuşatılması, o bölgede oturanların kaçmasını engelleme ve Beyrut'la olan her türlü iletişimin engellenmesi gibi konularda yardımcı oldu. İsrail'in kampta neler olduğunu bilmezlikten gelmesi, Şaron'un hazırlamış olduğu planın en önemli noktasını oluşturuyordu. Bu tıpkı, İsrailli sivil güçlerin kampın dışında bulunması ve Lübnanlıların katliamı içerde devam ettirmesi gibi bir ayrımın yapılması oyununun göz ardı edilişine benziyor.
 

Cesetleri Gömme Şekilleri
 

İsrailli ve Lübnanlı görevliler, katledilen insanları buldozerlerle gömdükleri gibi, konu hakkındaki delileri de bu buldozerlerle yok ederek yapılacak tüm incelemeleri engellemişlerdir. Başbakan Begin tarafından gönülsüzce kurulan Kahan komisyonunun temel amacı İsrail'in saldırganlıklarını yatıştırmak ve Amerika halkının düşüncelerine etki etmekti. Komisyon, kamptaki katliamın devam etmesi için Lübnan güçlerinin artırılması suçlamasını geçiştirirken, Şaron'u "şahsi sorumluluk" "ihmalkarlık" suçlarından yargılayarak suçu Begin'den alıp Şaron'a yükledi.

Sorgulanmayan bir başka nokta da ilk başta İsrail askeriyesi ve İsrail'e eğitilerek gönderilen militanlar arasındaki ilişki. Komisyona sunulan kesin deliller sınıflandırıldı ve bugüne kadar hala bekletiliyor. Komisyon, Şaron'u istifaya zorlayarak, katliamın üstüne dikkatleri çekmeyi başarmıştı.
 

Askeri savcı, Esad Germanos resmi Lübnan araştırmalarını suçlamak amacıyla dilekçe verdi. Ağustos 1983'te haber ajansı el-Merkeziyye, Falanjistlerin temize çıktığını ve ortada suç olabilecek bir şeyin olmadığını belirten bir rapor yayınladı. Germanos'un hazırlamış olduğu rapor hiç yayınlanmadı. Ancak Haziran'ın sonlarına doğru Lübnan hükümeti dosyayı tekrar açmaya karar verdiğinde, Germanos'un hazırladığı raporda kaybolmuştu.
 

Amnon Kapeliouk'un 1982'de katliamın boyutunu ortaya koymaya çalıştığı çalışma, büyük Ölçüde İsrail askerleriyle yapılan mülakatlardan oluşuyor. Bu, İsrail ordusunun bilgisinin kesinliğine işaret ediyor. Düzenli ordu ve üst düzey yetkililer, Kapellouk'a katliamının ilk başladığı zaman, en üst yetkililere "alışılmadık şeyler"in olduğunu rapor ettiklerinde aldıkları cevabın "endişelenmeyin, her şey yolunda" şeklinde olduğunu anlatmışlardı. Aynı zamanda görgü tanıklarının, insanların katliam boyunca kamyonlarla Uluslararası Gücün gözleri önünde taşındığını belirttiklerini söylüyorlar.
Utanç verici olan şey ise; hiçbir resmi Arap kuruluşunun -FKÖ, Arap hükümetleri, Arap hukukçuları, insan hakları kuruluşları- katliamda suç işleyenlere karşı "savaş suçlusu" olarak suçlanacakları herhangi bir adım atmamış ve de kurbanlar için adaleti savunmamış olmalarıdır.

 

Filistin Soruşturmaları
 

Katliam hakkında üç adet Filistin bağımsız soruşturması mevcut ilki Şatilla'daki Genel Filistinli Kadınlar Birliği tarafından başlatıldı. Bu işi yürütmeye çalışan gönüllülerin Lübnan askeri güçleri tarafından rahatsız edilmesinden sonra acil olarak yeniden yapılanma görevi öne alındı. Toplanılan dokümanlar, gerek kamplardaki savaşta ve gerekse ofiste arama yapan askerlerin, organizasyonun arşivlerini caddeye fırlatmasıyla zarar gördü.
 

Filistin Araştırmaları Merkezi, katliamdan sonra çalışmalarını sürdüren az sayıdaki FKÖ kuruluşundan biri. Araştırmacılardan biri görgü tanıklarının yardımıyla olayı yeniden canlandırabilmek ve katliamda ölen veya kaybolan kişileri belirleyebilmek için Şatilla'daki yerel halkı topladı. Zor kullanılarak engellenmeye çalışılan çalışmalarda 120 görgü tanığı ile görüşüldü. Çalışmalar; 5 Şubat 1983'te Filistin Araştırmaları Merkezi'nde meydana gelen patlamaya kadar devam etti. Patlamadan sonra, merkezin bazı elamanları tutuklandı ve sınır dışı edildi. Araştırmanın o ana kadar hazırlanmış ilk sonuçları 1982-83 yıllarında Şuûnu Filistiniyye'de yayınlandı.
 

Şatilla'daki katliama maruz kalan Filistinliler tarafından, içeriyi anlatan bir yazı yayınlandı. Zekeriya el-Şeyh o anki karmaşayı ve terörü şöyle tanımlıyor: "İsrail askerlerine, kampta sadece sivillerin bulunduğunu açıklamak için beyaz bayrakla dışarı çıkan yaşlı erkeklerden oluşan grubun öldürülüşü, saldırganlara karşı direnmek için ortaya konulan bir kaç girişimde yaralananları hastaneye taşımak için gösterilen çabalar, ölen arkadaşları için duyduğu derin üzüntü ve kendi kurtuluşu ve (geç de olsa) kendi ailesini kurtarışı anlattıklarından birkaçını oluşturmakta. (Filistin Çalışmaları Dergisi, 1984).

Elle Hubeyka'nın Yönetimindeki Suçlulara Ne Olacak?

 

Lübnan Güçlerine komutanlık yapan Robert Hetem'in "Kobra" müstear adıyla yazdığı hatıraları, bazı noktalarda CIA tarafından yazdırıldığı izlenimini bırakıyor. Gerçekleri yansıtmaktan uzak olmasına, rağmen Hatem'in kitabı daha önce katliamla ilgili ayrıntılı olarak bilinmeyen konuların kesin detaylarını veriyor. Örneğin öldürücü birliklerde görev alan bazı liderlerin ismi. Joseph Asmar, Michel Zouein, Georges Malco, Maroun Mashaalani ayru zamanda aranan kasap unvanını alan Lübnan Güçlerinin liderlerinin ismi Fadi Frem, Fuad Ali Nader (her ikisi de Lübnan Gücü komutanı oldular) Steve Nakkur ve Hubeyka'nın kendisi kitapta yer olan isimlerden.
 

Hatem'in kitabi hakkındaki en ilginç şey ise, Lübnan Gücü'nden birçok kişinin özellikle Hubeyka'nın milyoner olmak için yaptığı alçak anlaşmalar kadar, Beşir Cemayel'in ölümünden sonra Lübnan Gücü'nde meydana gelen bölünmenin açıklanmasıdır, Hatem'in şikayetçi olduğu noktalar, kendi gibi kişilerin çok düşük ücretler karşılığında çalışması, bu zaman zarfı içerisinde Hubeyka'nın iş çevirmesi ve sıradan Lübnan Gücü üyelerinin tekliflerini kabul ederek onlarla anlaşma yaparken kendisinin tutuklanma korkusu, olarak sıralanabilir, Hatem'in bahsettiği kimselerden çoğu sürgün edilirken, birçoğu da -Hubeyka dahil- hala etraftalar. Hubeyka üç kez Lübnan hükümetinin başkanlığını yapmış, ancak son seçimlerde koltuğunu kaybetmişti ve şu anki hükümette yer almıyor, Suriye'nin korumasının sona erdiğine inanılıyor ve etkili olduğu günlerin artık sona yaklaştığı anlaşılıyor.
 

Birleşmiş Milletler'in savaş suçları savcısı Carla del Ponte söylediği şu sözlerde kesinlikle haklı: Slobodan Miloseviç'in tutuklanması, hala serbest dolaşan savaş suçlusu kaçakların tutuklanmasında bir dönüm noktası

olmuştur. Mevkileri ve ırkları her ne olursa olsun, uluslararası adaletin ulaştığı hiç bir yerde savaş suçlularının serbest olmaması gerekiyor.

İşgalci İsrail Savunma Bakanı Şaron suçlu bulundu

Lübnanlı Hristiyan Ketaib Partisi lideri Beşir Cemayel'in cumhurbaşkanı seçilmesinden kısa süre sonra uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmesini gerekçe gösteren Hristiyan Falanjist milisler, 16 Eylül 1982'de İsrail ordusunun gözetiminde Sabra ve Şatilla mülteci kamplarına saldırı başlattı.

 

Siyonist İsrail'in eski Savunma Bakanı Ariel Şaron'un yönettiği üç gün süren saldırılarda, 3 binden fazla savunmasız Filistinli mülteci katledildi. Çoğunluğu yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan Filistinli mülteciler, milislerin kullandığı ağır silah ve bombaların yanı sıra balta ve kesici aletlerle vahşice öldürüldü.
 

Katliamın ardından Birleşmiş Milletler 16 Aralık 1982'de yaşananları kınayarak "bunun bir soykırım olduğunu" ilan emişti. Ancak hala katliama dair hiçbir yargılama ve ceza işlemi gerçekleşmedi.
 

İsrail'in, katliamı araştırmak üzere kurmak zorunda kaldığı komisyon, Şubat 1983’te yayımladığı raporda, Şaron’u, katliamın sorumluları arasında gösterdi.
Lübnan'ın başkenti Beyrut'un batısında yaklaşık bir kilometrekareye sıkışan Sabra ve Şatilla kampları, resmi olmayan verilere göre 12 bin Filistinli mülteciye ev sahipliği yapıyor.

 

Katliamın failleri yargılanamadı
 

Sabra ve Şatilla Katliamı'ndan sağ kurtulan 23 kişi, 2001’de İsrail'in işgalci rejiminde başbakan olan Şaron aleyhinde insanlık suçu işlediği gerekçesiyle, 18 Haziran 2001'de Belçika’da dava açtı.
 

ABD ve İsrail’in baskıları nedeniyle Belçika, bu davanın açılmasına imkan veren yasayı değiştirmek zorunda kaldı ve 15 Mayıs 2002’de dava yetkisizlik nedeniyle düştü.
Dava düşmeden önce katliamın başrolündeki Falanjist Lübnan Güçleri’nin liderlerinden Eli Hubeyka, Şaron aleyhinde şahitlik yapacağını ilan etmesinden birkaç gün sonra Beyrut’ta aracına konulan bombanın patlaması sonucu öldü.

 

Hamas’ın Yurt Dışı Basın Ofisi Başkanı Rafet Murra, Sabra ve Şatilla katliamının 38. yılı münasebetiyle yaptığı yazılı açıklamada, mültecilere karşı işlenen en kanlı saldırılardan biri olan Sabra ve Şatilla katliamının Filistin halkı ile insanlığın vicdanındaki yerini korumaya devam edeceğini belirtti.
 

Murra, bu acımasız suçu işleyen İsrailli ve iş birlikçisi milislerin yakalanarak yargılanması çağrısını yineledi.

 


İlginizi Çekebilecek Yazılar

15 Mayıs Nekbe Günü
  • @israilpost
  • 15-05-2021
15 Mayıs Nekbe Günü