• Yükleniyor

Peki Ya Sen Erdoğan?


Peki Ya Sen Erdoğan?
Paylaş :


Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birçok siyasi patlamayı tetikledi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birçok siyasi patlamayı tetikledi. Ancak Cuma günü İsrail ile daha iyi ilişkiler istediğini beyan ederek ve iki ülke arasındaki istihbarat düzeyindeki görüşmelerin hız kesmeden devam ettiğini açıklayarak bu patlamalardan şimdiye kadarki en büyüklerinden birini gerçekleştirmiş olabilir.

Bu durum, Siyonist İsrail medyası, işgalci İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik artan saldırganlığı nedeniyle 2018'de geri çekildikten sonra Ankara ve Tel Aviv'in yeniden büyükelçi değiş tokuşuna hazır olduğuna dair haberlerle doyduğu sırada gerçekleşiyor.

Erdoğan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme niyetini kamuoyuna açıklaması, Ortadoğu'daki İslamcı siyasi gruplara, özellikle de Müslüman Kardeşler (İHVAN)’a ve onu bir rol model ve saygın bir lider olarak gören kolları ve şubelerine şok oldu. Oysaki onu Arap dünyasında işgalci İsrail ile normalleşme yolunda atılan bir dizi adıma karşı güçlü bir kale olarak görmüşlerdi. BAE, Bahreyn ve Sudan hükümetlerini bu konuda kınamış ve hatta büyükelçisini Abu Dabi'den geri çekmekle tehdit etmişti.

Ancak Türkiye'nin hamlesinden önce, Müslüman Kardeşler'in Arap Mağrip Birliği'ndeki en büyük kolu olan ve Fas-İsrail ilişkilerinin normalleşmesini onaylayan Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) geldi. Fas'ın PJD başbakanı Sadettin Otmani, normalleşme anlaşmasını İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Meir Ben-Şabat ile imzaladı. Ve anlaşma parti lideri ve hükümet başkanı olan selefi Abdulilah Benkirane tarafından alkışlandı.

Türkiye ile İsrail işgalci rejim arasındaki normalleşme yeni bir şey değil. Türk hükümetinin İsrail Devleti (!) kuruluşunu tanıması ve onunla diplomatik ilişkiler kurması durumu 1949 yılına kadar uzanıyor. 

2010 yılında İsrail rejimi donanmasının Gazze Şeridi'ne malzeme taşıyan Türkiye insani yardım gemisi Mavi Marmara'ya saldırarak on gönüllüyü şehit etmesi üzerine gerginlik yaşandı. Ancak iki ülke arasındaki istihbarat işbirliği bundan etkilenmedi. Ekonomik bağlar da etkilenmedi. İkili ticaret 2019'da yaklaşık 10 milyar dolar olarak gerçekleşti, Türk havayolları haftada 60'tan fazla Tel Aviv'e uçtu ve işgalci İsrail, Türkiye'ye en büyük silah tedarikçisi olmaya devam etti. Bu ticaret, 1974'te Türkiye'nin kuzey Kıbrıs'a müdahalesinden sonra gelişmeye başladı ve bu da ABD ve Avrupa ülkelerini protesto amacıyla silah satışlarına ambargo koymaya sevk etti.

Erdoğan'ı kendi önceki tabularını yıkmaya ve son zamanlarda Filistinlileri öldüren ve onları açlıktan kıran, 'haydut' ve 'suçlu' olarak tanımladığı bir devletle ilişkilerini iyileştirmeye iten şeyin ne olduğu hakkında pek çok spekülasyon var - Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas)’a destek ve liderlerine ev sahipliği yaparken.

Dört ana neden öne çıkıyor.

Birincisi, Erdoğan'ın İsrail'in çok yakın bir müttefiki olan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile gelişen stratejik ortaklığı. 

Her iki ülke de son Dağlık Karabağ savaşında ona önemli askeri destek ve malzeme sağladı. Aliyev'in, Erdoğan ile İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında ilişkileri normalleştirmeye çağırmak için arabuluculuk yaptığı söyleniyor.

İkinci olarak Erdoğan, Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın aldığı için ABD'den ve Türkiye ile doğu Akdeniz'deki deniz sınırları ve doğal gaz rezervleri konusunda aralarındaki anlaşmazlıkta Yunanistan ve Kıbrıs'ı destekleyen Avrupa Birliği'nden olmak üzere iki ekonomik yaptırım olasılığıyla karşı karşıya bulunuyor. 

Türkiye Cumhurbaşkanı, ABD ve Avrupa'daki İsrail lobisinin bu yaptırımları önlemesine veya azaltmasına yardımcı olabileceğine inanıyor.

Üçüncüsü, ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim yenilgisi ve Erdoğan'a dönük olarak kötü niyetli ve Kürt isyancıların destekçisi olan Joe Biden'in ABD Başkanı olarak ortaya çıkması. Bu, Türk Cumhurbaşkanının İsrail'e ve onun düşmanlarına arka çıkması beklenen yeni bir yönetime karşı onu desteklemeye daha fazla ihtiyaç duymasına neden oluyor - yakın zamanda engellenen askeri darbenin arkasında olmakla suçlanan ABD merkezli vaiz Fethullah Gülen de dahil.

Dördüncüsü, Arap ve özellikle Körfez Kral ve Şeyhliklerinin işgalci İsrail ile ilişkileri normalleştirme yolunda attığı adımlar. 

Görünüşe göre Erdoğan, bu fırsattan yararlanmaya ve sadece İsrail ile değil, Suudi Arabistan ve Mısır gibi çeşitli Körfez ve Arap hükümetleriyle ilişkileri düzeltmek için kervana katılmaya karar vermiş görünüyor. 

Fas ile araları iyi olmamasına ve Mağrip Arap ülkeleri ile ilişkilerini Cezayir ve daha az bir ölçüde Tunus çevresinde yönlendirmesine rağmen, Fas'ın son normalleşme anlaşması hakkında söyleyecek tek bir kötü sözünün olmaması dikkat çekicidir.

Peki, İsrail ile bu yakınlaşma, Erdoğan'ın Türkiye'si ile Müslüman Kardeşler gibi İslamcı müttefikleri ve diğer gruplar - özellikle Hamas arasındaki ilişkilerde bir tersine dönmeye yol açacak mı?

Bu durum kesinlikle Erdoğan'ın imajını ve birçok Arap İslamcının gözündeki duruşunu baltalayacaktır. Ortadoğu'daki İslamcı siyasi gruplar iki akıma bölünebilir: Türk şemsiyesi altında kalmaya çalışan 'pragmatistler' ve bundan kurtulmak ve daha radikal stratejiler izlemek isteyenler. Mısır'da Camp David anlaşmalarının imzalanmasından sonra İslami Cihad ve İslami Mücadele Grubu gibi grupların bölünmesiyle benzer bir şey oldu.

Erdoğan, beyan ettiği tutum ve inançlarına aykırı olarak İsrail ile normalleşmeye doğru ilerleyerek bölgesel ve uluslararası izolasyonu kırmaya çalışıyor olabilir. Ama bence bir hata yapıyor ve sonunda kendine zarar verebilir. Kalan arkadaşlarının çoğunu birçok düşmanını kazanmadan kaybedebilir.

İsrail ve lobicileri, uzun vadede geçmişteki düşmanlığını affetmeyecek veya unutmayacak ve bu arada ondan yüksek/fahiş bir bedel almaya çalışacaklar.

 

//Abdulbari Atvan

/ Rai El Yevm Haber Sitesi/İNTİZAR


İlginizi Çekebilecek Yazılar

16 Mossad ajanı için iddianame
  • @israilpost
  • 03-12-2021
16 Mossad ajanı için iddianame
Korkunç Gazze Raporu
  • @israilpost
  • 03-12-2021
Korkunç Gazze Raporu
 UNRWA çöküşün eşiğinde
  • @israilpost
  • 03-12-2021
UNRWA çöküşün eşiğinde