• Yükleniyor

“Netanyahu Doktrini”


“Netanyahu Doktrini”
Paylaş :


ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu politikası olan Siyonist rejim İsrail’in “normalleştirme anlaşmaları” ile meşrulaştırılarak işgalin ateşi körüklenmeye devam ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu politikası olan Siyonist rejim İsrail’in “normalleştirme anlaşmaları” ile meşrulaştırılarak işgalin ateşi körüklenmeye devam ediyor.

Fas’ın işgalci İsrail rejimi ile ilişkileri normalleştiren üç ay içinde (BAE, Katar ve Sudan’dan sonra) dördüncü Arap ülkesi haline gelmesiyle birlikte, işgalci ve Siyonist rejim İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun “barış karşılığında güç” ve “barış yoluyla barış” doktrini meyve vermeye devam ediyor.

Normalleşme anlaşmaları diye tanımlanan bölgesel siyasi hareketin kimler tarafından ve nasıl düzenlendiğini ve kime karşı yapıldığını görmek için güzel bir makale olduğunu düşündüğümüz ve işgalci rejimin başbakanına stratejik danışmanlık yapan birisi tarafından kaleme alınan bu yazıyı okuyucularımıza sunuyoruz.

Düşünerek okumakta ve okuduktan sonra düşünmekte fayda var…

“Tarihi barış Benyamin Netanyahu doktrininin meyvesidir.”

Geçen yıl burada on binlerce İsraillinin kış tatilleri için Dubai'ye doğrudan uçuş ve açıkça seyahat edeceğini yazsaydım ne düşünürdünüz?  Kulağa gerçekçi gelmezdi. Yine de burada, o kadar çok tarihi “barışa” (!) tanık oluyoruz ki, “tarihi barış” terimi biraz gereksiz olmaya başlıyor.

Bu değişim nasıl gerçekleşti?

Yaklaşık 25 yıl önce Siyonist işgalci Netanyahu, büyük Arap dünyasıyla barışın ancak İsrail'i ekonomik, askeri ve diplomatik olarak güçlendirerek sağlanacağını savundu. Netanyahu'nun liderliği İsrail'i daha önce hayal bile edilemeyen zirvelere (!) taşıdı ve Arap Kral ve Şeyhliklerinin İsrail'e yönelmesi için temel oluşturdu.

Başbakan ve Maliye Bakanı olarak Netanyahu, Siyonist/Yahudi rejimi küresel bir teknolojik güç haline getiren serbest piyasa reformlarıyla İsrail ekonomisinde devrim yarattı. İsrail'i siber alanda dünya lideri konumuna getirdi, İsrail'in gaz rezervlerini geliştirdi ve İsrail'i bir enerji ihracatçısı haline getirdi. İsrail'in Latin Amerika, Afrika, Asya ve Doğu Avrupa'daki düzinelerce ülkeyle ilişkilerini geliştirdi ve çoğu zaman bu ülkeleri ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı oldu.

Yıllar boyunca Netanyahu, Arap devletleriyle bazen sessiz ve gizlice ve bazen de daha açık bir şekilde ilişkiler kurdu. Bu tür örneklerden birinde, Netanyahu'nun Fas'tan üst düzey yetkililerle gizli görüşmeler yaptığı açıklanmıştı. İki yıl önce de Umman'ı halka açık bir şekilde ziyaret etti ve Sultan Qaboos ile tanıştı.

Netanyahu'nun İran'ın bölgede güç ve nükleer silah edinme girişimlerine direnmedeki küresel mücadele ve ataklığına tanık olduktan sonra Körfez ülkeleri (Arap Krallık ve Şeyhleri) İsrail'i vazgeçilmez bir müttefik (!) olarak görmeye başladılar.

Netanyahu, İran'ın bölgede ABD ve İsrail karşıtı faaliyetleri ile yasadışı nükleer programına verdiği desteği ortaya çıkararak zaman zaman da dünya sahnesinde tek başına (!) İran karşında durdu.

Netanyahu'nun BD tarafından Tahran yönetimi üzerinde benzeri görülmemiş bir yaptırım (!) hareketine yol açan cesur eylemleri olmasaydı, İran'ın şimdiye kadar nükleer silah elde edeceğini söylemek hayal değildi.

İbrahim (normalleşme) anlaşmalarını körükleyen bir başka güç de Başkan Trump'ın Ortadoğu barışına yönelik gerçekliğe dayalı yaklaşımı ve bölgedeki korkusuz liderliği.

Başkan Trump, ABD büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'te olması gereken yere (!) taşıdı; Kudüs'ü İsrail'in başkenti (!) olarak tanıdı ve İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini (!) onayladı. Trump yönetimi, İsrail’i suçlayan “işgal” etiketini de İsrail'in Judea ve Samiriye'deki eski ve tarihi Yahudi düşünce ve kültüründen  kaldırdı.  Başkan Trump'ın barış planı, gerçek dünya için Ortadoğu barışı için bir refah planı oluşturdu.

Arap dünyasındaki birçok ülkenin Yahudi devleti ile barış anlaşmaları imzalamak istediği açıktır. Mevcut anlaşmalar zaten sıcak bir barışa dönüştüğü için, bu uyumların önümüzdeki aylarda ve yıllarda da devam edeceğini ummak için her türlü sebep var.

İsrail ve pek çok Arap ülkesinde sosyal medyadaki haberlere bakın. Yahudi heyetleri Körfez'i gezerken, Arap misyonları da neredeyse her gün İsrail'e geliyor. Diplomatik anlaşmalar imzalanıyor. İkili ilişkiler gelişirken, direkt uçuşlar açılıyor. Ekonomik anlaşmalar ateşli bir şekilde alkışlanıyor.

Haber dünyası BAE, Bahreyn ve Fas anlaşmalarına odaklanma eğiliminde olsa da, Sudan anlaşması (!) da büyük bir dönüm noktasıdır. 1948'de ordusunu İsrail'i yok etmeyi amaçlayan bir savaşa gönderen bir ülkeden bahsediyoruz. Daha yakın zamanlarda Sudan, ABD tarafından “şer ekseni” olarak nitelenen İran'ın önemli bir müttefiki ve İran silahlarının Siyonist/Yahudi askerleri öldürmek için Gazzeli direniş gruplara ulaştırmak için kaçırıldığı bir üs oldu. Sudan ile normalleşme İran'ı daha da izole (!) ediyor ve İsrail ve Sudan'a ekonomik faydalar sağlıyor.

Başbakan Netanyahu, Yahudi dini bayramı olan Hanukkah'ın ilk gecesinde Fas ile barış anlaşması ilan edildiğinde, (Süleyman Mabedi) Batı Duvarı'nda bir mum aydınlatma töreninde anı yakaladı.

Netanyahu "bu Hanuka'da, barışın ışığı Ortadoğu'da bugünden daha parlak bir şekilde parlamadı."(!) dedi ve bu ışık bundan sonra daha da güçlenecek.

 

// Aaron Klein tarafından kaleme alınan bu makale işgal rejiminin Siyonist medyası The Times of İsrail’de yayınlanmıştır

    Klein, Başbakan Benyamin Netanyahu'nun stratejik danışmanıdır.

//Tercüme ve redakte Abdullah Yiğit


İlginizi Çekebilecek Yazılar

Netanyahu, Biden ile dalga geçti
  • @israilpost
  • 20-09-2021
Netanyahu, Biden ile dalga geçti