• Yükleniyor

Türkiye-İsrail İlişkileri ve Mossad


Türkiye-İsrail İlişkileri ve Mossad
Paylaş :


Mossad Türkiye ve İsrail’in ilişkileri, 28 Mart 1949’da resmiyet kazanmıştır. Türkiye, İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ülke olmuştur. İlişkilerin resmi boyutu ise alt düzeyde kalmıştır.

Türkiye ve İsrail’in ortak korkusu, Sovyet komünizmi ve ortak bağımlılıkları ise ABD idi. Türkiye, İsrail’i tanımasına rağmen, ilişkiler, Türkiye’nin Arapları incitmek istemeyen tavrı nedeniyle soğuk seyretti. 4 Temmuz 1950’de iki ülke arasında, Modus Vivendi Ticaret ve Ödeme Antlaşması imzalandı. 1956 yılında yaşanan Süveyş Krizi, Türkiye’nin, İsrail Büyükelçisini, geri çağırmasıyla sonuçlandı.

Türkiye, İsrail Devleti’nin ilk kurulduğu yıllardan itibaren, Irak, İran ve Bulgaristan’da yaşayan Yahudilerin, İsrail’e gitmeleri konusunda, kolaylık sağlamıştır. 1958 Irak Devriminin ardından, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yönlendirmesiyle, Türkiye, İsrail ve İran arasında istihbarat alanındaki işbirliği yoğunlaşmıştır. Bu tarihte, Türkiye’de bir Mossad üssü kurulduğu, belirtilmektedir. İsrail’e işbirliği yapması önerilen diğer ülke de Etiyopya’dır. Türkiye, önce bu duruma sıcak yaklaşmamış, ancak gelişen bazı olaylar, Türkiye’nin fikir değiştirmesine neden olmuştur. Lübnan İç Savaşı, Irak Monarşisinin yıkılması, Nasır’ın etkisiyle Ürdün monarşisinin zayıflaması, Türkiye’nin İsrail’e yakınlaşmasına neden olan olaylardır.

Çok gizli olarak yürütülen “Trident” programı çerçevesinde, Mossad, Türkiye’deki Sovyet ajanları konusunda Türkiye’ye bilgi verirken, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) da Arap ajanları konusunda bilgi vermeyi sürdürmüştür.

1957 yılında, Mossad’ın Ortadoğu Bölüm Başkanı Eliahu Sasson, Ankara’ya büyükelçi olarak atanmıştır. Sasson ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu bir araya gelerek, işbirliği konularını ele almışlardır. Bu görüşmelere, Mossad’ın üst düzey yöneticilerinden Reuven Shiolah aracılık etmiştir.

1976 yılında yayınlanan CIA raporunda, İran-İsrail-Türkiye istihbarat servislerinin üçlü işbirliğinden bahsedilmektedir. Buna göre, İsrail, Türkiye’den Sovyetler Birliği’ni izleyecekti. Arap Birliği’nin özellikle Suriye kanadı ile ilgili gelişmelerle ilgili Türkiye bilgilendirilecekti. İsrail, Türk istihbaratının eğitimine destek verecek ve teknik yardımda bulunacaktı. Aynı dönemde SAVAK ajanları da İsrail’de eğitildiler ve İranlı ajanlar, İsrailli meslektaşlarından pek çok işkence yöntemi öğrendiler. İsrail’le istihbarat işbirliği, bazı sorunları beraberinde getirdi.

İsrail istihbaratının, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’la ilgili çok gizli bilgileri, Sovyet coğrafyasındaki Yahudileri kurtarmak için pazarladığı, ortaya çıktı.

17 Mayıs 1971’de İsrail’in İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom, THKP-C örgütü tarafından kaçırıldı. MİT ve Mossad, onu kurtarmak için operasyon hazırlığı yaparlarken, Elrom’un öldüğü anlaşıldı. Bu durum üzerine Mossad, THKP-C’nin Lübnan ve İspanya’daki Filistin kamplarında aldıkları eğitimler ve gizli bağlantılarını, Türkiye’ye bildirdi.

Türkiye, 1976 yılında, İslam Konferansı Örgütü’ne üye oldu ve FKÖ’nün, Ankara’da büro açmasına müsaade etti, İsrail ve Siyonizm’in kınanmasına dair karar aldı. 1979 İran Devriminin ardından, Trident programı zedelendi. İran istihbaratı ile işbirliği, sona erdi.

1970'li yıllar, Türkiye’nin iç ve dış sorunlarla boğuştuğu yıllardı, bu dönemde pek çok Yahudi, Türkiye’yi terk ederek, İsrail’e yerleşti. 1980’ler, yeni bir darbenin ardından gelen askeri rejimle siyasal İslam’ın, Türkiye’ye yerleştiği yıllar oldu. 26 Kasım 1980’de, İsrail’le ilişkiler, maslahatgüzarlık seviyesinden, II. Kâtiplik seviyesine çekildi. Arap ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesi için çaba harcandı.

İlhan Selçuk’un, 1 Mart 1982 tarihli yazısında belirttiği gibi, Savunma Bakanı Ariel Şaron, İsrail’in stratejik bir derinliğe sahip olabilmesi için bir savunma sisteminin gerekliliğinden, bahsetmektedir. Buna göre, bu sistem, Yahudi nüfusun yoğun olduğu Ürdün, Golan, Gazze, Celile, Necef’te kurulmalıydı. Şaron, bu stratejik çıkar alanına, Türkiye’nin de katılmasını, önermiştir.

Türkiye ve İsrail arasında ilişkilerin yumuşaması, ABD’nin araya girmesiyle, gerçekleşti. Türkiye’nin, BM Genel Kurulu’nda oylanan, İsrail’in, Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni ilhak etmesinin kınanmasına yönelik oylamada çekimser kalması, bu yumuşama sürecinin bir sonucuydu.

5 Haziran 1982’de, İsrail, Beyrut’taki Asala ve JCGA örgütlerinin kamplarına girileceğini ve Türk yetkililerin operasyona katılabileceklerini, iletti. Asala terörüyle, diplomatları öldürülen Türkiye, Alaattin Çakıcı ve 10 kadar Ülkücüyü, bu işle görevlendirdi. Baskın sırasında, Asala Örgütünün Başkanı bulunamadı. Öldüğü söylenen Agop Agopyan’ın, FKÖ’den ayrılan Ebu Nidal’la ortak karargah oluşturma kararında olduğu, anlaşıldı. İsrail askerlerinin kamplarda buldukları belgelerle hazırlanan rapordan, Türk Hükümeti, Asala ve DEV-YOL’la ilgili önemli bilgiler elde etti. FHKO Örgütü Başkanı George Habbash’ın Asala’ya kamp ve eğitim imkânı sunduğu, anlaşıldı. Ayrıca, Sovyetler Birliği, Libya ve Suriye’nin, bu örgüte para ve silah desteğinde bulunduğu, görüldü. MİT Başkanı Hiram Abas başkanlığında, Ermeni terör örgütlerine karşı bir operasyon, gerçekleştirildi. İsrail’in istihbarat desteği, İsrail askerleri ve Falanjistlerin, Sabra ve Şatilla’da gerçekleştirdikleri katliamlarla ilgili olarak sessiz kalınmasına, neden oldu.

Özal, Yahudi lobisinin, ABD politikalarındaki etkisinin önemini çok iyi anlayan bir politikacıydı. 1986 yılında, Ekrem Güvendiren’i kıdemli Elçi olarak, İsrail Büyükelçiliğine atadı. Türkiye, Ermeni soykırımı iddialarına karşı, Yahudi lobisinin desteğini aldı. PKK terörüne karşı, Türkiye, İsrail’den, teknik ve istihbari destek aldı. Ancak, Türkiye, Irak’ın bölünmesine karşı çıkarken, İsrail, “zayıf bir Irak’tan” yana tavır koymaktaydı. İsrail, 1960’lı yıllardan beri, Irak Kürtlerine destek verdi.

İsrail, kuşatılmışlık ve bölgesel konumundan kaynaklanan güvensizlik hissi nedeniyle, Türkiye ile olan ilişkisine özel önem vermiştir. Ancak, 1956 yılında ilişkilerin diplomatik seviyesi düşürülmüş, 1980’de diplomatik ilişki düzeyi, 2.kâtiplik seviyesine indirilmiştir.

Türkiye’nin 1990’lı yıllara kadar, İsrail’le sıkı ilişkileri bulunmamaktaydı.1990’lı yıllarda, Türkiye, İsrail silah sanayii için, önemli bir pazar olarak görülmeye başladı. 1991’de, ilişkiler, elçilik düzeyine, yükseltildi. İsrail Hava Kuvvetleri personelinin, farklı alanlarda eğitimi için, Türkiye ile işbirliği, İsrail için bir gereklilikti. İsrail’le artan bir askeri işbirliği, gözlemlendi. Askeri tesislerin ortak kullanımı, iki ülke arasındaki stratejik işbirliğinin güçlenmesine, katkıda bulundu.

Kasım 1992’de, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin, İsrail’i ziyaret etti. Bu ziyaret kapsamında, Mossad ve Mit arasında bir antlaşma imzalandı.1994 ve 1995 yıllarında, İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman, Dışişleri Bakanı Şimon Perez, Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Çiller, karşılıklı ziyaretlerde bulundular. Bu ziyaretler sırasında, ticaret, savunma, turizm, tarım, terörle mücadele ve güvenlik alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi yönünde ilke kararları alındı. Tansu Çiller, İsrail’e gerçekleştirdiği ziyaret esnasında Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiyi “stratejik ilişki” olarak tanımladı. İlişkiler, askeri ve ekonomik alanda gelişti.

1996 yılının Şubat ayında, İsrail’le bir askeri ve eğitim işbirliği antlaşması imzalandı. Söz konusu antlaşmanın, istihbarat ile ilgili kısımlarını, Mit ve Mossad Başkanları, imzaladılar.

23 Aralık 1996’da, Serbest Ticaret Antlaşması imzalandı. Askeri alanda, Eğitim ve Teknik İşbirliği Çerçeve Antlaşmasına dayanarak, Türkiye ve İsrail arasında pek çok antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşmalar çerçevesinde, Türkiye, hava sahasını, İsrail savaş uçaklarının eğitim amaçlı uçuşlarına, açmıştır. İki ülke arasında ortak tatbikatlar, düzenlenmiştir. Türkiye ve İsrail Harp Akademileri arasında öğrenci ve eğitimci değişiminde, bulunulmuştur. Kimyasal silahlardan korunma alanında işbirliğinde bulunulmuştur. İsrail’in, İran ve Irak’taki faaliyetleri gözlemleyebilmesi amacıyla, Türkiye’nin radarlarını kullanmasına, izin verilmiştir. 28 Ağustos 1996 tarihinde, imzalanan Savunma Sanayi İşbirliği Antlaşması ile, savunma alanında bilgi transferi ve teknisyenlerin karşılıklı olarak eğitimi konularında, birlikte çalışma kararı alınmıştır. Bu tarihten sonra, 54 F-4 uçağı, İsrail’de modernize edilmiştir. Türkiye, İsrail’den füze, gece dürbünü, elektronik malzeme alırken, İsrail’e 40 zırhlı araç sattı.

Susurluk Raporu’nda, Şubat 1994’te, Özel Harekât Daire Başkanlığı’nın talebiyle, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından İsrail’den, örtülü ödenekle mal ve hizmet alımı yapıldığı, belirtilmektedir. Alımların arkasındaki asıl nedenin, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün, Mossad’la ilişki kurması ve Öcalan’ın yakalanması için işbirliğinde bulunulması olduğu belirtilmektedir.

1999 yılında, Türkiye’nin baskıları sonucunda, PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye’den ayrılmak zorunda kaldı. Öcalan, İtalya’ya kaçtı, İtalya “kırmızı bülten” çıkarılmasına rağmen, Öcalan’ın kaçmasına izin verdi. Öcalan sırasıyla, Rusya, Yunanistan ve son olarak Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği’ne sığındı. Öcalan’ın yakalanmasının, Mit-CIA-Mossad ortak operasyonuyla gerçekleştirildiği, öne sürülmektedir.

1990’ların sonunda, iki ülke arasındaki ilişkiler yeniden bozulmaya başlamıştır. Ecevit, Filistin meselesini işaret ederek, İsrail’in soykırım uyguladığını, duyurmuştur. Bu dönemde, iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilemesinde, ortak tehdit ve ortak çıkarların değişmesi, etkili unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Öcalan’ın yakalanmasıyla, Türkiye’nin güvenlik odaklı politikaları değişmiş ve komşularını, düşman ve tehdit olarak görme eğilimi, büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Bu bağlamda, İsrail’le paylaşan, “ortak düşmanlar” kavramı, dış politika yapım sürecinde etkisini kaybetmiştir.

2000 yılında, Oslo Barış Sürecinin başarısızlığı ardından, değişen uluslararası dengeler ve AKP hükümetinin iktidara gelişiyle, Türkiye, İsrail’in politikalarını şiddetle eleştirmeye başlamıştır. 3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen ardından, AKP’li Murat Mercan, Ariel Şaron’un politikalarını sert bir dille eleştirmiş ancak bu konuşmasından birkaç gün sonra, 8 Kasım 2002’de İsrail’le stratejik ilişkilerin devam edeceğini, dini ve ideolojik gerekçelerin, AKP dış politikasını etkilemeyeceğini, belirtmiştir.

İsrail ve Kuzey Irak’taki Kürtlerin uzun yıllara dayanan işbirliği, bilinen bir gerçektir. Mossad’ın, Kuzey Irak’taki PKK’lıları eğitmesi ve silahlandırması, Türk kamuoyuna yeni bir gelişme olarak sunulmuştur. Ancak, bu işbirliği ve ortaklık yeni bir durum değildir. Türk kamuoyunun, PKK konusundaki hassasiyeti, hükümetin özel önem atfettiği, Filistin-İsrail meselesiyle birleştirilmiştir. AKP hükümetinin politikaları sonucunda, Filistin meselesi, bir dış politika sorunu olmaktan çıkarılmış, bir iç mesele haline getirilmiştir. AKP hükümeti, 2006 yılındaki Hamas-Halid Meşal zaferini desteklemiş ve Gazze’ye özel bir önem atfetmiştir.

Türkiye, 2007 Mart ayından itibaren, Suriye-İsrail arasında arabuluculuk rolü üstlenmiştir. Arabuluculuk girişimi, 27 Aralık 2008 tarihinde gerçekleşen İsrail’in Gazze’ye karşı giriştiği Dökme Kurşun Operasyonuna kadar devam etmiştir. 16 Kasım 2003 tarihinde, bomba dolu araçlar, 2 sinagogu tahrip ettiler ve 23 kişi öldü. Olayın sorumluluğunu, El Kaide üstlendi. Bu olayın vuku bulmasından önce, Mossad, Türkiye’deki El Kaide yapılanmasıyla ilgili uyarılarda bulunmuştu. Olaydan 2 ay önce, Suudi Arabistan istihbarat servisinden de benzer bir bilgi, iletilmişti. Sinagog ve diğer hedeflerle ilgili güvenlik önlemleri artırılmasına rağmen, saldırılar önlenemedi.

AKP, İsrail’in Filistin’le ilgili politikalarına sert eleştiriler getirilmiştir. Bu söylemlere rağmen, 25 Aralık 2003’te, İsrail Kamu Güvenliği Bakanı Tsahi Hanegbi ile Türkiye İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu tarafından imzalanan antlaşma ile iki ülke polislerinin işbirliği ve ortak eğitimi alanında bir antlaşma imzalanmıştır. Türkiye ve İsrail’in terörizmle mücadelede bulunacakları, Mossad’ın, El Kaide militanlarını yakalamak için Türk İstihbaratı ile birlikte çalışacağı konusu gündeme gelmiştir.

2003 yılı, Neva Şalom ve Beth İsrail Sinagoglarına saldırılar ve bu saldırılardan 5 gün sonra, HSBC Genel Müdürlüğüne ve İngiliz Konsolosluğuna yapılan bombalı saldırıların ardından, iki ülke arasındaki ilişkilerden bir düzelme görülmüştür. Ancak, İsrail’in Gazze’ye Gökkuşağı operasyonu, ilişkilerin yeniden bozulmasına neden olmuştur. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, 24 Şubat 2011 tarihinde yapılan toplantısında yayınlanan istihbarat raporunda, PKK ve İsrail’in yeni ilişkileri gündeme gelmiştir. Bu raporda, İsrail’in İskenderun saldırısının arkasındaki aktör olduğu ve Mossad ajanlarının, Kuzey Irak’taki PKK’lı teröristleri eğittiği, vurgulanmıştır. Bu bağlamda, İsrail, bağımsız bir Kürdistan Devleti’nin kurulmasını çıkarlarına uygun bulmaktadır.

Mayıs 2010’da, Gazze’ye yardım götürmek amacıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisine, İsrail ordusu tarafından yapılan müdahalede, 9 Türk vatandaşı hayatını kaybetmiştir. İsrail ve Türkiye arasındaki Mavi Marmara olayı, özür ve tazminatla çözümlenince, iki ülke arasında istihbarat konusunda, işbirliği yeni bir boyut almıştır. İsrail ve Türkiye arasında Ortadoğu’da istihbarat konusunda işbirliği konusunda mutabık kalındığı, anlaşılmaktadır. Netanyahu’nun, Erdoğan’dan özür dilemesinin ardından, İsrail basınına yapılan açıklamada, özrün gerekçesi, Suriye konusunda işbirliği olarak açıklandı. İki ülkenin Suriye’deki farklı gruplarla ilişkide bulundukları, belirtilmektedir. Bu konuda Debka sitesinde bir dosya yayınlanmıştır.

2013 yılının Haziran ayında gerçekleşen, Mossad Başkanı Tamir Pardo’nun, Türkiye ziyareti, istihbarat paylaşımı açısından, önemlidir. Basında yer alan haberlerde, Pardo’nun, Fidan’a, İran Devrim Muhafızları’na bağlı askerlerin, Suriye’de El Muhaberat örgütüyle birlikte Türkiye aleyhine faaliyet gösterdiği yönünde bazı bilgiler sunduğu, ileri sürülmektedir. Bakan Davutoğlu, İsrail’in özür dilemesinin, Suriye ile bir ilgisinin bulunmadığını, öne sürmüştür. Ancak, Türkiye-İsrail arasındaki istihbarat paylaşımının, Suriye ve İran ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye-İsrail arasında, Mısır konusunda ciddi bir çıkar çatışması olduğu görülmektedir. İsrail için Mübarek, güvenilir bir müttefikti. İslamcı bir rejimin iktidara gelmesi ise ciddi bir tehdit olarak görülmekteydi. Türkiye, demokrasi taraftarlığı söylemi ile ilk günden beri, Müslüman Kardeşler iktidarını desteklemekte ve Mursi’ye yapılan darbeye şiddetle karşı çıkmaktadır. Başbakan Erdoğan, Mısır’daki ikinci darbenin arkasında, İsrail’in olduğunu, açıkça dile getirmektedir.

Binnur Özkesici Taner, Türkiye İsrail arasındaki ilişkiyi, dost gibi görünen düşman, düşman gibi görünen dost olarak betimlemektedir. Bu ilişkide değişen imaj algısı, önem kazanmaktadır. Türkiye, İsrail’i güvenilmez bir ortak olarak tanımlamaktadır. İsrail, benzer bir güce ve aşağı bir kültüre sahip bir ülke olarak algılanmaktadır. İsrail’in Türkiye algısı da benzerdir.

İsrail, Türkiye’yi daha aşağı bir kültüre sahip ve İsrail’in Ortadoğu’daki yerini tehdit eden bir ülke olarak görmektedir. İlişkiler, farklı dönemler geçirmiştir. İsrail, 1991 Körfez Savaşı’nda “stratejik ortak” olarak tanımlanmıştır. 2008 yılındaki Suriye-İsrail dolaylı barış görüşmeleri, Türkiye’nin nezaretinde gerçekleştirilmiştir. 2009 yılındaki “Davos olayı” ilişkilerin gidişatını olumsuz yönde etkilemiştir. Ülkelerin birbirleri hakkındaki imajları bir kere oluşturulduğunda, değiştirilmesi zordur. Taner’in de belirttiği gibi, Mavi Marmara olayından sonra, iki ülke birbirini ortak olarak görmemektedirler. Türkiye’ye göre, İsrail, güvenilmez bir ortaktır.

Son dönemde üzerinde en çok durulan konusu ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, İran’daki İsrail ajanlarını ifşa ettiğine dair haberlerdir. Washington Post yazarı David İgnatius, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, geçen yıl, iki ülke ilişkilerinin kötü olduğu dönemde, İsrail’in istihbarat sırlarını, İran’a ilettiğini, yazmıştır. Türk yetkililer, bu haberlerin, İsrail tarafından sunulduğunu öne sürerken, İsrail tarafı, bunun İsrail-Türkiye ilişkilerini bozmak için ortaya atıldığını öne sürmektedirler. İddialara göre, bu olayın sonucunda İsrail, 10 insansız hava aracının, ABD tarafından Türkiye’ye teslimatını engellemiştir. Eski CIA görevlilerinden Reuel Marc Gerecht, böyle bir sızmanın Mossad için önemli bir sorun olduğunu, belirtmiştir. İlişkilerin bozulduğu dönemde, İran’daki Mossad ajanları ile toplantının Türkiye’de yapılmış olmasının, Mossad’ın laçkalığı olarak nitelendirmiştir. Eski bir Mossad çalışanı olan Michael Ross ise, böyle bir durumun sonucunda, istihbarat paylaşımı konusunda, iki ülkenin de karşılıklı kayıpları olacağını vurgulamaktadır. Ona göre, Mossad bazı ayrıcalıklarını, Türkiye’de kaybediyorsa, MİT de bunun karşısında kayıplar yaşayacaktır. Bu bağlamda, Ross, özellikle Mossad’ın askeri istihbarat teknolojilerindeki üstünlüğünü hatırlatmaktadır.

Eski bir Mossad ajanı olan Rami İgra ise bu konuda farklı düşünmektedir. İgra, istihbarat ilişkisinin değişmeyeceğini ama hassasiyetinin farklılaşacağını belirtmektedir. Ona göre, günümüzde İsrail ya da başka devletler, düşmanları ile bile ilişkileri kesmek istemeyeceklerdir.

Hakan Fidan’la ilgili tartışmalar neticesinde, bir kesim bu olayın, Türkiye’nin imajının itibarsızlaştırılması ve Ortadoğu’da artan yumuşak gücünün sınırlandırılması çabalarının bir ürünü olduğunu, öne sürmüşlerdir. Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu, Mossad’ın 28 Şubat sürecinde, MİT içerisine sızdığını, mezhepçi bir yapıya destek verdiğini, öne sürmektedir. Orakoğlu’nun üzerinde önemli durduğu konu ise, Mossad’ın uluslararası medyayı kullanma gücüdür.

Sonuç

İşgalci rejim İsrail halkı, etnik ve kültürel farklılıklar içeren bir topluluk olmasına rağmen, Yahudilik inanıcıyla birbirine bağlanmış, ortak bir gelecek tasavvuru için kenetlenmiştir. Bu tehditleri bertaraf etmek için yapılandırılan istihbarat servislerinden bir tanesi de Mossad’dır. 1951 yılında kurulan Mossad, doğrudan Başbakana bağlı olan bir dış haber alma teşkilatıdır. Mossad’ın faaliyet alanları, küresel terörle mücadele, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, İran ve Hizbullah’tan gelebilecek olan tehditlerin ortadan kaldırılması olarak belirlenmiştir.

Oslo Barış Sürecinde, önemli bir aktör olarak yer alan Mossad’ın faaliyet alanları içerisinde Filistin toprakları da bulunmaktadır. Bu durum, Şabak, Aman ve Mossad arasında yetki ve faaliyet alanları çerçevesinde çatışmalara, neden olmuştur. Mossad’ın görev alanı, İsrail’in bekasının korunmasıyla sınırlandırılmamıştır. Mossad, sadece İsrail halkını değil, bütün Yahudileri korumayı amaçlamaktadır. Mossad, tarihi boyunca, Yahudi cemaatinin tehlikeye düştüğü yerlerde, savunma birimlerinin kurulmasını, sağladı. Bu bölgelerdeki Yahudi gençler, ordu ve Mossad tarafından eğitildiler. Ortadoğu’da tehdit altında olan Yahudiler de Mossad tarafından, İsrail’e taşındılar.

Siyonist rejim İsrail’in istihbarat kültürünün oluşmasında, iki kavram belirleyicidir. Bu kavramlardan birisi İsrail halkındaki “güvensizlik duygusu” diğeri de Mossad’ın “güvenilir kurum” imajıdır. Yahudi soykırımı ve topraksız bir millet olma durumu, önem taşımaktadır. Zulme uğramış din kardeşlerinin oluşturduğu topluluk olma duygusu, belirleyicidir. Vamık Volkan’ın belirttiği gibi büyük grup kimliğindeki bu güvensizlik, yeni nesillere aktarılmaktadır. Bu güvensizlik duygusu, Araplarla yaşanan savaşlarla pekişmiştir. İsrail için sınırlarının korunması, elzemdir. İsrail’de istihbarat örgütlerine, güven duyulmaktadır. İsrail halkı, istihbarat servislerini, devletin ve halkın güvenliğinin temsilcisi olarak görmektedirler. Mossad’ın İsrail halkı tarafından kaydedilen imajı gelecekteki yapılanmasını etkileyecektir. Mossad, yıllar içinde elde ettiği “güvenilir kurum” olma imajını sürdürecektir. Güvenilirlik özelliği, devletin diğer kurumları arasındaki yerini sağlamlaştıracak bir olgudur.

Değişen şartlar altında, kanun-dış uygulamaların engellenmesi, halkın duyarlılığı haline gelmiştir. Bunun yanında, siyasetçilerin planları ile istihbarat birimlerinden gelen bilgiler farklılık göstermektedir. İsrail’de, istihbaratın siyasallaşması tehlikesi, bulunmaktadır.

Zamanın Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun iktidarının ilk döneminde ve devam eden süreçte, istihbarat örgütleri ve hükümet arasında ciddi çatışmalar yaşanmıştır. İstihbarat birimleri, İran ve Filistin konusunda, Netanyahu’ya oranla daha barışçıl bir yol izlemişlerdir. Mossad’ın güçlü yönleri, mesleğe yani başlayanlar için okul olma özelliği göstermesi ve dünyanın pek çok yerinde üyeleri ve ajanlarıyla konuşlanmasıdır. Mossad’ın, Arap ülkelerinde, Avrupa’da, ABD’de ve eski Sovyet coğrafyasında, yapılanmaları bulunmaktadır. İsrail, dış dünya ile ilgili tehditleri bertaraf etmek amacıyla, yabancı istihbarat örgütleri ile işbirliğinde, bulunmaktadır.

CIA ve Mossad arasındaki istihbarat ilişkisinin geçmişi, uzun yıllara dayanmaktadır. Bunun yanında, İran muhalefeti, Arap ülkelerinin istihbarat servisleri ve özellikle Ürdün istihbaratıyla, işbirliğinde bulunmaktadır. Mossad, iyi organize olmuş, pek çok ülkede gizlilik içinde çalışabilen önemli bir istihbarat örgütüdür. Farklı ülkelerde zulüm gören Yahudilerin, İsrail’e getirilmeleri, Ürdün Nehri operasyonu, Mig-21’in kaçırılması, Adolf Eichman’ın yakalanması, Mısır’ın füze geliştirmesinin engellenmesi, Mısır’la barış antlaşmasının imzalanması, İran’ın nükleer programının geciktirilmesi, Kürtlerle işbirliğinin sağlanması gibi, Mossad’ın başarı hanesine yazılan operasyonlarıdır. Mossad, İran’ın nükleer enerji programını, İsrail’in birlik ve bütünlüğü açısından önemli bir tehdit olarak görmektedir. Mossad, İran’ın nükleer programının yavaşlatılması ve durdurulması amacıyla, İran’ın tesislerine pek çok sabotajda bulunmuştur. İstihbarat örgütlerinin görüşlerinin aksine, Netanyahu, İran’a karşı askeri bir müdahaleden yanadır. Mossad’ın eski başkanlarından Meir Dagan, böyle bir müdahalenin, son derece aptalca, olduğunu vurgulamaktadır. Mossad Başkanı Tamir Pardo, İran’ın, İsrail’in varlığına ciddi bir tehdit sayılamayabileceğini belirtmektedir. Bu görüşler, siyasi baskılara rağmen, henüz değiştirilmemiştir. Mossad’ın İsrail halkı tarafından güvenilir örgüt olarak görülmesi ve Mossad’ın inşa edilen uluslararası imajının etkisiyle, karar alma mekanizmasındaki etkinliğini sürdüreceği görülmektedir.

Arap Baharı, İsrail’in demokratikleşme süreci olarak adlandırdığı bir dönem değildir. Artan ve güçlenen İslami hareketler, İsrail’i rahatsız etmektedir. Buna göre, İran’ın nükleer silaha sahip olma potansiyeli başta İsrail olmak üzere, ABD, AB ve Körfez Arap ülkeleri için tehdit olarak algılanmaktadır. İran, İsrail güvenliği yanında, ülkenin varlığı açısından da ciddi bir tehdit olarak görülmektedir. Mossad, İran içerisinde faaliyette bulunmaktadır ve bu faaliyetlere İsrail’in güvenliği açısından büyük önem verilmektedir.

2003 yılında, Irak’ın Kitle İmha Silahları ile ilgili yanlış istihbarat ya da bunun politikacılar tarafından bu şekilde kullanılması, askeri bir müdahalenin gerçekleşmesine neden olmuştur. Bu olay, istihbarat servislerinin uluslararası güvenilirliğini zedelemiştir Günümüzde, istihbarat servisleri arasında, uluslararası işbirliğinin ötesinde küresel işbirliği, görülmektedir. Askeri istihbarat teknolojilerindeki üstünlüğü, pek çok farklı ülkede yerleşmiş ajanlara sahip olması, istihbarat tecrübesiyle, Mossad’ın uluslararası istihbarat örgütleri içindeki önemli konumunu sürdüreceği görülmektedir. İsrail halkı ve medyası, açık tartışmaların ve eleştirilerin olmamasının, ülkenin güvenliğini güçlendirmediğini, bilakis zayıflatabildiğini, gözlemlediler.

İsrail halkı, istihbarat servislerinin, açık ve şeffaf örgütlenmeler olarak yapılandırılmaları ve hatalar karşısında cevap verebilir durumda olmaları konularını, tartışmaktadır. Uluslararası tehdit algısının yüksekliği, demokrasi ve hukukun üstünlüğü söylemlerinin ikinci plana atılmasına, yol açmaktadır. İsrail hükümetinin, istihbarat kültürü, demokratik devletlerin eğilimlerinden ciddi bir farklılık göstermektedir. İsrail hükümeti, gizli operasyonların, gizli kalması konusunda daha fazla hassasiyet ve ciddiyet göstermektedir.

Mossad’ın, Türkiye ile ilgili faaliyetleri açısından, Kuzey Irak’taki Kürtlerle yapmış olduğu işbirliği son derece önemlidir. İsrail ve Kuzey Irak’taki Kürtlerin uzun yıllara dayanan işbirliği, bilinen bir gerçektir. Mossad’ın, Kuzey Irak’taki PKK’lıları eğitmesi ve silahlandırması meselesi, AKP hükümeti tarafından, Filistin-İsrail meselesiyle birleştirilmiştir.

AKP hükümeti, 2006 yılındaki Hamas-Halid Meşal zaferini desteklemiş ve Gazze’ye özel bir önem atfetmiştir. Mossad Başkanı Tamir Pardo’nun, Türkiye ziyareti, istihbarat paylaşımı açısından, önemlidir. Türkiyeİsrail arasında, Mısır konusunda ciddi bir görüş ayrılığı olduğu görülmektedir. İsrail için Mübarek, güvenilir bir müttefikti. Türkiye, Müslüman Kardeşler iktidarını desteklemekte ve Mursi’ye yapılan darbeye şiddetle karşı çıkmaktadır.

Başbakan Erdoğan, Mısır’daki ikinci darbenin arkasında, İsrail’in olduğunu, açıkça dile getirmektedir. Özür ve tazminatla, yumuşama sürecine giren ilişkiler, istihbarat paylaşımı ile pekişme sürecine girecek diye beklenirken, Hakan Fidan’la ilgili iddialar gündeme gelmiştir. İstihbarat işbirliği devam edecektir, ancak mahiyeti konusunda şüpheler bulunmaktadır.

İsrail ve Türkiye’nin, Ortadoğu’da ortak çıkarları yanında pek çok çatışan çıkarları ve görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Siyasi karar alıcılar, önce devletlerin imajlarını tanımlarlar ve sonra bu imajlara dayanarak yeni bilgileri yönlendirirler. Devletlerin askeri yetenekleri, kültürleri, ekonomik güçleri ve istihbarat örgütleri, devletlerin imajlarını şekillendirmektedir.

Mossad’ın İsrail içinde güvenilir bir kurum olma imajı yanında, diğer önemli yönü uluslararası imajı olarak karşımıza çıkmaktadır. İstihbarat örgütlerinin genel özelliği olan belirsiz, gizli yapıları, Mossad için de belirgin özelliklerdir.

İsrail İstihbaratı ve Mossad.

Mossad’ın elde etmiş olduğu başarıları kadar çözümlenemeyen, nedenleri tam olarak açıklanamayan pek çok olayla ilgili adres gösteriliyor olması önemlidir. “Mossad parmağı” olarak nitelendirilen bu olgu, Mossad’ın imajını ve böylelikle İsrail devletinin imajını güçlendirmektedir. Mossad’ın başarıları kadar “belirsiz, gizli güç” olarak tanıtılması ve algılanması önemlidir.

Mossad, pek çok ülkede ajanları olan, ülkelerin iç politikalarını değiştirebilecek bir güç olarak yaftalanmaktadır. Bu bağlamda, Mossad’ın gücü, medyanın ve İsrail dışındaki karar alıcıların, Mossad’ın imajına yaptıkları katkıdan ileri gelmektedir. Mısır darbesi, bunun bir örneğidir. Erdoğan’ın işaret ettiği bu olay, potansiyel İsrail tehdidini gösterdiği gibi, Mossad’ın ve İsrail’in onaylanan gücünün de altını çizmektedir. Bunun dışında, Mossad’ın, John. F. Kennedy, Marilyn Monroe ve Turgut Özal’ın ölümleri gibi pek çok olayla ilgisi olduğu ileri sürülmüştür. Bu iddiaların son halkası ise, Yaser Arafat’ın, Mossad tarafından zehirlendiği iddialarıdır. Yaser Arafat’ın eşyalarında, zehir izine rastlanmıştır.

Uluslararası toplumda, karar alıcılar tarafından inşa edilen Mossad’ın imajı, uluslararası medya tarafından da güçlendirilmektedir. Uluslararası medya, bu şekillendiren imajı desteklemekte ve imajın yeniden yaratım sürecine katkıda bulunmaktadır. Bu bağlamda, popüler söylemde, İsrail’in ve Mossad’ın gücünün ardında, Yahudi ağırlıklı uluslararası medya, Yahudi lobisi, Yahudi Diasporası ve Yahudi sermayesi bulunmaktadır. Aslında, bu iddia bile, Mossad’ın ülkelerin iç işlerini yöneten, gizli-kapaklı operasyonlarla, genel amacı olan İsrail halkını ve Yahudileri koruma misyonunu sürdüren, “belirsiz, korkulan, gizil güç” olma imajını, pekiştirmektedir. İsrail’de nesilden nesile aktarılan “güvensizlik” belirleyicidir. Mossad, ülkenin bekasının korunmasında güvenilir kurum olma özelliğini kazanmıştır. Bunun ikinci boyutu ise daha önemlidir. Mossad’ın imajı uluslararası toplumda yeniden yaratılmış ve inşa edilmiştir. Bu durumun ilk sonucu, ülke içinde, karar alma süreçlerinde etkinliğinin artmasıdır. İkinci sonucu ise, İsrail devletinin imajını şekillendiren önemli bir unsur olarak Mossad’ın öne çıkmasıdır. Mossad’ın şekillendirilen imajı, İsrail Devleti’nden gelebilecek askeri tehditler dışında, “başlı başına tehdit” olarak algılanmasına yol açabilecektir.

Mossad’ın tarihi sadece başarılardan ibaret değildir. Başarılarının ağır bastığı algısı, diğer istihbarat örgütleri gibi gizli yapısı yanında, dilden dile yayılan ülke dışında inşa edilen imajından ileri gelmektedir. Buna göre, Mossad, Norveç Lillihammer’de masum bir kişiyi, terörist olarak yaftalayarak öldürdü.

Mossad’ın Yom Kippur Savaşı’nda istihbarat eksikliği, bulunmaktaydı. Ayrıca, Halit Meşal suikastında başarısız oldu. Bir Mossad ajanının, Suriye konusunda, uydurma istihbarat bilgileri gönderdiği anlaşıldı ve ardından İsviçre’de bir Mossad ajanı yakalandı. Mossad, 15 Kasım 1995’te gerçekleşen İzak Rabin suikastını önleyemedi ve kaçırılan asker Gilad Şalit bulunamadı. Tüm bu olaylar, Mossad’ın başarısızlıklar zinciri olarak adlandırılmaktadır. İsrail dışındaki karar alıcıların, siyasal seçkinlerin ve uluslararası medyanın inşa ettikleri imaj, Mossad’ın imajını “Süpermen imajına”, dönüştürmüştür.

Günümüz dünyasında, ekonomik ve askeri gücün üzerindeki güç, yumuşak güçtür. Yumuşak güç unsurları, devletin imajı ile ilgilidir. Devletin, öz-imajı yanında, algılanan imajı da önemlidir. İsrail, pek çok komşusu ve Türkiye tarafından, müttefik devlet olarak görülmemektedir.

Arap Devletleri tarafından “düşman devlet” olarak algılanan İsrail, Marmara Olayından sonra, Türkiye tarafından “güvenilmez ortak” olarak algılanmaktadır. Uluslararası arenada, Mossad, başarıları ve başarısızlıkları yanında, bilinmeyenlerle dolu ve inşa edilen bir geçmişe sahiptir. Sebebi tam olarak açıklanamayan olayların olası yürütücüsü, gizli ajanda sahibi bir örgüt olarak sunulmaktadır.

Mossad, başarıları yanında, yaratılan imajıyla, İsrail’in uluslararası toplumdaki algısını şekillendiren en önemli unsurlardan biridir.

Siyonist rejim İsrail’in devlet olarak varlığının sorgulandığı, yok edilmesinden söz edilen coğrafyada, farklı ülkelerde Mossad ajanlarının etkinliği, istihbarat teknolojisinin üstünlüğü, İsrail devletinin de etkin, aktif ve uluslararası toplumu yönlendirebilecek bir devlet olarak algılanmasına yol açmaktadır.

/İSRAİL İSTİHBARATI ve MOSSAD-Dr. Çağla Gül Yesevi

/İSRAİLPOST


İlginizi Çekebilecek Yazılar

15 Mayıs Nekbe Günü
  • @israilpost
  • 15-05-2021
15 Mayıs Nekbe Günü