• Yükleniyor

Siyonist Rejimdeki Seçimler ve Arapların Tavrı Merak Konusu


Siyonist Rejimdeki Seçimler ve Arapların Tavrı Merak Konusu
Paylaş :


Siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyah'nun önderliğindeki Likud Partisi liderliğini sürdürürken Arap kökenli İsrail seçimlerinde nasıl tavır takınacağı merak konusu.

Jerusalem Post ve Maariv gazetelerinin son kamuoyu araştırmasında Siyonist rejim Başbakanı Benyamin Netanyahu´nun önderliğindeki Likud Partisi liderliğini sürdürüyor.

Şalom Gazetesi’nin verdiği habere göre; anket sonuçlarından Likud’un 30 sandalye kazanması bekleniyor. Geçen haftaki anketlerde ise Likud’un 27 sandalye kazanması bekleniyordu. Netanyahu'nun tüm rakiplerinin ise geçen haftaki anketten bu yana oy oranları düştü, Yeş Atid 20 sandalyeden 19'a, Yamina 11'den 10'a ve Tikva Hadasha (Yeni Umut) 10'dan sadece sekiz sandalyeye geriledi.

Bir noktada Likud'u sadece beş sandalye gerisinde ile takip eden Gideon Sa'ar'ın partisi Yeni Umut, şu anda Arap Ortak Listesi, Şas ve Evimiz İsrail ile dördüncü sırada ve dört parti de aynı sandalye sayısında.

Anket, Birleşik Tevrat Yahudiliği (UTJ) için altı, İşçi Partisi, Dini Siyonist Parti, Mavi ve Beyaz için beş, Meretz ve Ra'am için dört sandalye öngördü.

Hem Netanyahu yanlısı hem de Netanyahu karşıtı blokların 49 sandalye kazanacağı tahmin ediliyor. Yamina'nın her iki tarafa da katılabilecek on sandalyesi olsa bile bu partiler arası koalisyon oluşturmak için yeterli olmayacak. Ankete göre koalisyon kurmanın tek yolu Ra'am'ın desteği olarak gözüküyor.

İsrail nüfusunun istatistiksel bir örneğini temsil eden 1.001 katılımcının yer aldığı anket perşembe günü yapıldı ve anketin %3,2'lik bir hata payı var.

Anketler seçim hakkında bu fikri verirken Arap İsrail vatandaşlarının işgalci rejim İsrail’deki durumu ve seçimlerdeki tavrı da merak ediliyor.

İşgal altındaki Filistin’de yapılan araştırmalara göre; Arap siyasi partilerinin işgalci rejim İsrail siyasetindeki ağırlığı son yıllarda giderek artıyor.

2020 genel seçimlerinde Arap İsraillilerin oluşturduğu partiler oyların yaklaşık yüzde 12’sini aldılar. Bu sırada Ortak Liste 15 vekille Knesset’e (İsrail yasama meclisine) girdi. Hükümet ortakları Likud ve Mavi ve Beyaz Partisi’nin 23 Aralık 2020 tarihine kadar bütçe konusunda uzlaşma sağlayamamış olması nedeniyle 23 Mart 2021 tarihinde erkene seçime gidilmesi kararlaştırıldı.

23 Mart seçimi, yargılandığı yolsuzluk davası ve hükümetin başı olarak Kovid-19 salgınını ne kadar iyi yönettiği hususunda Başbakan Benyamin Netanyahu için de bir güvenoyu niteliğinde olacak.

Cephe (Hadaş Balad) ve Arap Değişim Hareketi (Ta’al) de 23 Mart seçimlerine Ortak Liste adı altında ittifak yaparak girme kararı aldılar.

Siyasetin pratiği ve teoriği ekseriyetle uyumsuz hareket eder. Temel odağı, özel olarak seçmenleri, genel olarak da vatandaşları mutlu etmek olan siyaset, bu hedefe ulaşmak için “kitapta” yazılan bir dizi kuralı esnetmek ve aşmak zorundadır. Siyonist rejim İsrail siyaseti bugünlerde ilginç bir şekilde birçok konuda kitapta yazanın dışına çıkıyor. Neyden mi bahsediyoruz? İsrail sağının, İsrail siyasi kültüründe ayırıcı bir değeri olan Arap nüfusa yönelik dışlayıcı ve şüpheci yaklaşımından bir sapmanın şu sıralarda şekillenmeye başladığı gerçeğinden.

Siyonist rejim İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu Kovid-19 krizini fırsat bilerek Arap seçmene yaklaşmaya çalışıyor. Buradaki temel söylemi, mevcut Arap siyasal liderliğinin İsrailli Arap seçmenler için siyaseten tercih edilebilir olmaktan çıktığı yönünde. Bu söylemi doğrularcasına Ra’am Partisi (HaReşima HaAravit HaMeuhedet, Birleşik Arap Listesi) Arap siyasi aktörlerin oluşturduğu Birleşik Liste’den ayrılma kararı aldı. Başını İsrail yasama meclisi vekili olan Mansur Abbas’ın çektiği bu ekip seçimlere tek başına girecek.

Netanyahu’nun Arap kamuoyuna yönelik sıcak mesajları, bazı yorumculara göre toplam Arap seçmenin yüzde 25’ini iktidardaki parti Likud’a çekmeyi başaracaktır. Oy tercihlerinde ciddi neticesi olacak bir kaymaya sebep olmayacağı konusunda söz konusu yorumcular ittifak ediyorlar. Arap seçmenin Likud’a yönelmesinde birkaç faktörün belirleyici olacağı söyleniyor. Öncelikle Arapların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde polis güçlerinin eksikliği kronikleşen şiddetin maliyetini her geçen gün artırıyor. 2020’de farklı şiddet türlerinden 113 İsrailli Arap yaşamını yitirdi ve sayılar her geçen gün yükselme eğiliminde. Bu şiddetin arkasında yatan temel dinamiğin 2018’de yasalaşan Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın olduğunu söyleyenler de azınlıkta değil. Şöyle ki bu yasa ile İsrailli Yahudiler, İsrailli Araplara göre birçok açıdan daha ayrıcalıklı kılınmışlardı. Kendisini devletin eşit bir üyesi olarak hissetmeyenler, günün sonunda devletin cari hukuku yerine kendi hukuklarını ortaya koymaya yeltenebilirler. İsrail’in Arap kesiminde yaşanan durum da yaklaşık olarak buna benziyor. İsrailli sağ siyasetçiler, Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın Arap vatandaşların gündelik hayatlarını etkilemeyecek bir hukuki metin olduğunda ısrarcılardı. Fakat yasanın yürürlüğe girmesi sonrasında birtakım hukuki uyuşmazlıklara dayanak olması bu söylemin yanlış olduğunu gösteriyor. En son 2020 yılında Krayot Mahkemesi, Karmiel şehrinde yaşayan bir Arap ailenin 6 ve 10 yaşındaki çocuklarını Arap dilinde eğitim veren fakat şehir dışında bulunan bir okula gönderebilmesi için ulaşım masraflarının belediyece karşılanması taleplerini reddetti.

Mahkemede görevli Hâkim Yaniv Luzon karar metnine şöyle yazdı:

“Bir Yahudi şehri olan Karmiel[in kuruluş amacı], Celile’deki Yahudi yerleşimini güçlendirmektir. Arap öğrenciler için bir Arapça eğitim veren okulun kurulması ... [yanı sıra] -ihtiyaç duyan herkes için herhangi bir yerde- okul ulaşımının finanse edilmesinin demografik dengeyi değiştirmesi ve şehrin karakterine zarar vermesi olasıdır.”

Bu yerel mahkeme kararı Hayfa Bölge Mahkemesi tarafından bozuldu. Neticede bu gibi hukuki yorumlar, Arap toplumunda vatandaşlık rejiminin temel dinamiği olan devletin tarafsız hakem rolünün aşındığının kanıtı olarak sivriliyor.

Arap Nüfus

İşgalci rejim İsrail nüfusunun (9 milyon) kabaca yüzde 20’sini (2 milyon) oluşturan Arap nüfus, İsrail siyasetinde de temsil ediliyor. Araplar bir azınlık olarak genel İsrail nüfusu içerisinde ekonomik, hukuki ve siyasi olarak güçlü durumdalar. Bu faktörler Arapların genel İsrail toplumuna entegrasyonunu hızlandırıyor. İsrailli Arapların bu açıdan Filistinlilerden ayrıştığı söylenebilir.

Siyonist rejim İsrail’de Arap nüfusun ideolojik çatallanmasının, çeşitli siyasal akımları yoğun olarak katılım gösterdikleri siyasal partilerde belirgin kıldığı söylenebilir. Bu sebeple İsrail’de Arap siyasetinden değil, “siyasetleri” konusundan bahsetmek yerinde olacaktır. En nihayetinde toplumsal grup düzeyinde azınlık olmaları sonucunda etnik bağların siyasal ayrışmaları aştığı görülüyor.

İsrail’de Arap siyaseti esas olarak dört siyasi kampta kendisini gösteriyor: Merkez, Sosyalist/Komünist, İslamcı ve Milliyetçi. Araplar arasındaki merkez siyaset esas itibariyle İsrail siyasetinin sağ ve sol kanatlarında yer alan Siyonist partilere karşılık geliyor.

Diğer üç akım ise bu seçime kadar Birleşik/Ortak Liste adı altındaki partiler koalisyonunda temsilini buluyordu. Bu koalisyondan Ra’am (İslamcı) Partisi’nin ayrılması ile Sosyalist/Komünist ve Milliyetçi kanat kaldı. Bu partiler Hadaş (HaHazit HaDemokratit LeŞalom uLeŞivion, Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe), Balad (Brit Leumit Demokratit, Milli Demokratik İttifak) ve Ta’al’dan (Tnua Aravit LeHithadşut, Yenilenme için Arap Hareketi) oluşmakta. Hadaş sol bir spektrumda siyaset yaparken, Balad ve Ta’al milliyetçi çizgide yer alıyorlar. Bu partilerin yanında Siyonist siyasal örgütlenmeler olarak sayılabilecek Kahol Lavan, Meretz, Yeş Atid ve iktidardaki Likud gibi partiler de Arap siyasilere seçim listelerinde yer veriyorlar.

Son İsrail genel seçimlerinde (23. Knesset seçimleri) Ortak Liste siyasi olarak kazançlarını artıran bir performans sergiledi. Ortak Liste’den yasama meclisi Knesset’e 10’u Arap Müslüman, üçü Arap Hıristiyan, biri Dürzi ve biri Yahudi toplamda 15 vekil girdi. Aynı zamanda Ortak Liste’den bu seçimlerde ilk kez bir kadın vekil de Knesset’e girmiş oldu. Arap nüfusun yoğun olarak yaşadığı yerler dışından da oy alan Ortak Liste, bu sayede normal şartlarda kazanacağı sandalye sayısından iki vekil daha fazla kazanma imkânı elde etti.

Ortak Liste’nin ilk seçim deneyimi olan 20. İsrail genel seçimlerine katılım oranı yüzde 63,4 idi. 2020 seçimlerinde bu rakam yüzde 64,8’e ulaştı. Ortak Liste’nin, Arap bölgeleri dışındaki geçerli oyların yüzde 15,3’ünü almış olması altı çizilmesi gereken bir durum. Ayrıca Ortak Liste 20. İsrail genel seçimlerinde bahsedilen bölgeden geçerli oylarının yüzde 13,2’sini alırken, 22. İsrail genel seçimlerinde ise bu oyların yüzde 14’ünü aldı.

Siyonist rejim İsrail’de Arap nüfusun yoğun yaşadığı mıntıkaların toplamını ifade eden “üçgen bölge”, seçim haritası açısından önem arz ediyor. 23. İsrail genel seçimlerinden altı hafta önce, üçgen bölgenin de bir kısmının içerisinde bulunduğu alanın Filistin hükümranlığına gireceğine işaret eden “Yüzyılın Anlaşması” adlı plan dönemin ABD yönetimince paylaşıldı. Planın kamuoyuna yansımasının akabinde İsrail genel seçimlerine üçgen bölgeden yüksek oranda katılım oldu.

Arap seçmenler ise Yahudi partilerine oy vermektense 23. İsrail genel seçimlerinde Ortak Liste’ye oy vermeye karar vermişler ve Yahudi partilerinin Arap seçmenlerden aldıkları oy oranı tarihin en düşük seviyesine gerilemiştir.

21. İsrail genel seçimlerinde Mavi ve Beyaz Partisi (Kahol Lavan) Arap seçmenlerden aldığı oyla Knesset’te bir sandalye kazanırken, 23. İsrail genel seçimlerinde ise Arap seçmenlerden aldığı oyla bir sandalyeye yetecek oyun altında kalmıştır. İşçi Partisi (Geşer-Meretz) de 21. İsrail genel seçimlerinde aldığı oyların yarısını 23. İsrail genel seçimlerinde kaybetmiştir. 23. İsrail genel seçimlerinde Yahudi partilerinden yalnızca iktidardaki parti Likud, Arap seçmenlerden aldığı oyları artırabilmiştir.

23. İsrail genel seçimlerinde Arap seçmenlerin sandığa gidip gitmemesinden veya hangi partiye oy verdiğinden ziyade, baraj altında kalacak partilere ve adaylara oy kullanmama tavrı Ortak Liste’nin oylarını artırmasında etkili olmuştur. Arap seçmenlerin 2015 yılı genel seçimlerinde yüzde 1,5; 2019 yılı Nisan ayı ve Eylül ayı genel seçimlerinde ise yüzde 1,6 oranında baraj altında kalan oyları bulunmaktayken, 23. İsrail genel seçimlerinde yüzde 0,5 oranında baraj altında kalan oyları bulunmaktadır. 23. İsrail genel seçimlerinde sandığa giden Arap seçmenlerin Ortak Liste’yi önceleyerek oy verdiği görülmekte.

Yahudi partilerinden Yahudi olmayan üç adayın Knesset’e girdiği görülmekte olup, söz konusu vekillerin hepsi Dürzidir. Fatin Mulla Likud’un; Kadir Kâmil Mıreh Mavi ve Beyaz Partisi’nin ve Hamed Amar ise Yisrael Beytenu’nun listesinden aday olarak Knesset’e girmişlerdir. Geçtiğimiz bütün seçimlerden daha fazla sayıda olmak üzere, toplamda 17 Arap ve Dürzi vekil Knesset’e girmiştir.

Arap Seçmen ve Yönelimleri

İşgalci rejim İsrail’in mevcut hukuk sistemi ve düzeninin Arap nüfusu marjinalize ettiği söylenebilir. 1948-1966 yılları arasında süren olağanüstü hâl uygulamaları bu nüfus üzerinde epey yıkıcı etkiler yarattı ve kolektif hafızanın oluşmasında önemli bir eşik oldu. Neticede İsrail ile Filistin arasındaki ilişkilerin gerginliği, İsrailli Arap nüfus için devlet ve toplum ilişkilerinin temel belirleyicilerinden oldu. Ekim 2000’de başlayan Arapların merkezde olduğu toplumsal hareketlilik Or Komisyonu’nun kurulmasına yol açtı. Devletin doğası ve Arap azınlığın durumu karar alıcılarca tekrar gündeme alınmış oldu.

İsrail’de azınlık nüfuslarının seçime katılma oranları ve yasama meclisinde temsilleri İsrail’in demokratik bir devlet olma savının testi bağlamında hayli önemli görülüyor. Fakat İsrail’de Arap seçmenlerin seçmen davranışı toplumsal yapı, coğrafi konum ve lider stillerine bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Bir yandan Arap seçmenin genel İsrail toplumundaki seçmen nispetinde gün geçtikçe artış göstermesi, öte yandan İsrail’de Arap olma halinin farklı kimlik bileşenlerini içermesi bu durumu karmaşıklaştırıyor ve zaman zaman düşmanlık görmelerine sebep oluyor.

Arap seçmenler geleneksel aile aidiyetlerinin yönlendirmesiyle siyasi kültürlerini şekillendirirken, bir yandan da gündelik hayatın gerektirdiği temel ihtiyaçların karşılanması sebebiyle oldukça modern ve seküler bir tavrı da olgunlaştırıyorlar. Kimlik bileşenlerinin kendine has niteliği İsrail siyasal sistemine aidiyet konusunda ve vatandaşlık rejiminin kurumsallaşması açısından birtakım farklı dinamikleri diri tutuyor.

Siyonist rejim İsrail’de yaşayan Araplar İsrailli mi, Filistinli mi veya Arap mı? Bu konuda İsrail’de yapılmış birkaç araştırmadan bahsedilebilir. İsrail Demokrasi Enstitüsü’nün 2017 yılında yapmış olduğu bir ankete göre İsrail’in Arap ve Yahudi vatandaşları arasında devlet/hükümet, toplum ve bireyler arası ilişkilerde karmaşık bir ilişkinin olduğu ve bu üç alanın birbiriyle örtüşmediğinin altı çiziliyor. Aynı kurumun 2019 yılında yapmış olduğu bir araştırmanın sonuçları ise şaşırtıcı: İsrail’de yaşayan Arapların yüzde 57’si kendisini İsrail toplumunun bir parçası olarak görüyor; bu telakki Yahudi nüfusta yüzde 84’e ulaşıyor.

İsrailli Arapların kimlik bileşenlerine yakından baktığımızda ise ilginç olgular buluyoruz. İsrailli Arapların yüzde 38’i kendisini Arap olarak nitelendiriyor, yüzde 36’sı dini kimliği önemsiyor, yüzde 13’ü kendisini Filistinli olarak görüyorken sadece yüzde 9,5’i İsrailli olarak görüyor. Diğer taraftan, İsrailli Arapların sadece yüzde 37’si Knesset’te kendilerini temsilen bulunan Arap milletvekillerinin performansından memnun olduklarını belirtiyorlar.

Geçtiğimiz Cumartesi günü yayımlanan bir ankete göre Arap seçmenlerin üçte birinin Benyamin Netanyahu’nun başbakanlık görevinde kalmasını istediği tespit edilmiştir.

İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırmaya göre Arap seçmenlerin yüzde 31’i Netanyahu’nun başbakanlık görevinde kalmasını isterken, yüzde 56’sı görevinden ayrılmasını istemektedir. Yahudi seçmenlerin ise yüzde 43’ü Netanyahu’nun başbakanlık görevine devam etmesini isterken, yüzde 52’si görevinden ayrılmasını istemektedir.

Merkez ve sağ siyasi partileri destekleyen seçmenlerin her ne kadar Arap-İsrail siyasi ittifakına yönelik düşünceleri olumlu anlamda gelişme göstermiş olsa da Yahudi seçmenlerin yüzde 53’ü, Arap seçmenlerin ise yüzde 74’ü Arap-Yahudi ittifakına karşı pozisyon almaktadır. 2019 yılı Eylül ayından itibaren sol Yahudi seçmenlerin Arap-Yahudi ittifakına desteği yüzde 71’den yüzde 79’a, merkez partilere oy veren Yahudi seçmenlerin oranı yüzde 31’den yüzde 47’ye, sağ partilere oy veren Yahudi seçmenlerinki ise yüzde 5’ten yüzde 21’e yükselmiştir.

Netanyahu’nun Arap seçmene yönelişini yalnızca seçim kazançlarına odaklanmış pragmatik bir siyasi manevra olarak mı okuyacağız, yoksa başka faktörler de bu yeni eğilimi besliyor mu? İsrail demografisinin epey canlı, genç ve büyük çeşitlilik arz ettiğinin altını çizmek gerekir. İsrail’de toplumsal yapı kabaca Araplar ve Yahudiler olarak iki büyük etnisite arasında eşitsiz bir dağılım gösterse de esasında bu bahsedilen blokların altında kültürel, dini ve coğrafi yönlerden farklılaşan alt gruplar bulunuyor.

Seküler ve dindar Yahudiler arasındaki gerilim ve çatışma, İsrail siyasetinde kültürün temel bölen unsur olduğunu hatırlatıyor. Arap siyasetinin bu noktada yükselmesi ve merkez aktörlerle gerçekçi işbirliklerine girmesi siyasetin aktörel dağılımını (Arap, seküler Yahudi ve dindar Yahudi), içeriğinin niteliğini (çoğulcu demokratik liberal veya etnokrasi veya kapalı demokrasi) ve daha da önemlisi jeopolitik derinliğini (Arap coğrafyasına uzanma) değiştirecek güce sahip.

İsrail İstatistik Ofisi’nin yaptığı tahminlere göre; 2030 yılına gelindiğinde, İsrailli Arapların genel nüfusa oranları yüzde 24-27 gibi rekor seviyelere varacak. Bu hızla büyüyen bir nüfusun toplumsal süreçlere aktif katılımı, İsrailli yöneticiler nezdinde fazlasıyla önemli görülüyor.

(Araştırma İsrailpost)


İlginizi Çekebilecek Yazılar

Dünyada 15,2 milyon Yahudi var
  • @israilpost
  • 05-09-2021
Dünyada 15,2 milyon Yahudi var
Siyonist İsrail
  • @israilpost
  • 03-08-2021
Siyonist İsrail'in İmtihanı