• Yükleniyor

Osmanlıya karşı İngilizlere casusluk yapan Yahudi şebekesi lideri Sara (II)


Osmanlıya karşı İngilizlere casusluk yapan Yahudi şebekesi lideri Sara (II)
Paylaş :


istihbarat servisleri, zamanında Türk ordusunun aleyhinde çalışmışlardır ve ordunun içine karargâha kadar girmişlerdir. Topladıkları istihbarat sayesinde Osmanlının yenilmesine sebep olmuşlardır…

“Birinci Dünya Savaşı esnasında kanal (Süveyş) cephesinde savaşan, ikinci meşrutiyet devrinin önemli üç önderinden biri olan Cemal Paşa’nın savaş döneminde yanına ve hatta yatağına kadar girebilmiş, aslen Musevi olan ve sadece Musevilerin (Yahudilerin-F.B.) yaşayabileceği bir ülke hayal eden, bu yüzden Cihan Harbi’nde İngiltere tarafını tutarak İngiliz istihbarat örgütüne çalışan, güzelliği dillere destan bir casustur Sarah  Aaronsohn  Aaronsohn.

Cihan Harbi esnasında Musevi kızları, cephede savaşan subayların zaaflarından faydalanmayı iyi bilmiş; bu sayede onların askeri planlarını gizlice çalabilmiş ya da ağızlarından olası askeri harekâtın bilgilerini alabilmişlerdi. Sara’nın da görevi buydu. Sadece diğer Musevi (Yahudi) casuslara göre biraz daha tehlikeliydi; Cemal Paşa’nın planlarını çalarak en kısa zamanda telgraf veya kendi casus şebekesi aracılığıyla İngiliz komutanlara ulaştırması gerekiyordu.

İngiliz casus, kendisine ve güzelliğine oldukça güvenen bir kadındı. Bu sayede Cemal Paşa’nın dahi aklını başından alabilmişti.” (1)

Agrali Miles, “I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya Ağır Zarar Veren Güzel Casus: Sarah Aaronsohn”, Ekşişeyler, 29 Haziran 2018.

“Ekşi şeyler” isimli sitede Agrali Miles rumuzuyla 2018’de yayınlanmış yukarıdaki ibareler, bilinen dedektif veya 007 James Bond türü ajan romanlarının magazinsel maceralarını hatırlatıyor.

Aslına bakılırsa Filistin’de İngilizlerle çalışan Yahudi casuslar meselesi, Türkiye’deki siyaset ve savaş edebiyatına yeni girmiş sayılmaz. Bir Yahudi şebekesinin adı olan NİLİ ve onun simgesi haline getirilen Sara, 1930’larda yayınlanan bazı kitaplar yoluyla Türkiye kamuoyuna tanıtılmıştı. Ender rastlanan bu casusluk olayını kaleme alan zat,  Birinci Dünya Savaşı sırasında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapan Cevat Rıfat Bey (Atilhan) idi. O, Filistin-Suriye Cephesi’nde Yıldırım Orduları Grubu’na bağlı Dördüncü Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa’nın yaverliğini üstlendi. Bir süreliğine ordu istihbaratını idare etti. Cephe gerisinde NİLİ teşkilatın deşifre edip çökerten baş sorumlu bizzat Cevat Rıfat Bey’dir.

Anita Engle'in NİLİ şebekesi konusunda yayınlanan İngilizce kitabın kapağı.jpg
Anita Engle'in NİLİ şebekesi konusunda yayınlanan İngilizce kitabın kapağı

 

“Onun NİLİ casusları hakkında tuttuğu notlar, 1933’te 37 bölüm halinde “Harb-i Umumide Sina Cephesi’nde Yahudi Casuslar”  başlığıyla tefrika (yazı dizisi) olarak yayınlandı. Bu dizi, aynı yıl Sina Cephesi’nde Yahudi Casuslar adıyla kitaplaştırıldı. Aynı kitap, 1947’de Filistin Cephesi’nde Yahudi Casuslar-Suriye’nin Mataharisi Simi Simon adıyla yeniden yayınlandı. 1935’te yayımlanan ve bir NİLİ casusunun anılarını konu edinen Suzi Liberman isimli eser, Türkçe basılmadan önce Almanca, Fransızca ve Finceye tercüme edildi. Türkiye’de defalarca basılan kitap, Cevat Rıfat Bey’in en fantastik eserlerinden biridir. 1937’de Franz Werfel’in Musa Dağında 40 Gün adlı kitabına tepki olarak basılan Musa Dağı, Cevat Rıfat Bey’in NİLİ casuslarını anlattığı başka bir eseridir. Doğrudan NİLİ’yi anlatan bu eserlerin dışında, birçok o eserinde NİLİ teşkilatını deşifre etmeyi sürdürmüştür.”

Cevat Rıfat Atilhan, gerek bu yazıları, İsrail’deki Siyonist hareketin faaliyetlerine karşı izlediği din (İslam)  eksenli görüşler ve gerekse son dönemlerinde savunduğu bağnaz milliyetçi-mukaddesatçı tezler nedeniyle, Türkiye ve Avrupa’da “ırkçı, faşist, Nazi taklitçisi” ve benzeri suçlamalara maruz kalmıştır.” (2)

Celil Bozkurt, Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey’in Gözünden NİLİ Casusları” isimli makale, Beyaz tarih sitesi 10 Kasım 2018.  

Vikipedia ansiklopedisinde kendisi hakkında şu tür tanımlara yer verilmiştir:

“Tek parti döneminde Türkçülük ideolojisine yakın olan Atilhan 1946 yılından itibaren İslami düşüncenin en önemli iki fikir dergisi olan Sebilürreşad ve Büyük Doğu’da yazılar yazdı. Gerek yazıları gerekse siyasal etkinliğiyle o dönemde güç kazanmakta olan İslami hareketi büyük oranda etkiledi. 1945 yılında Milli Kalkınma Partisi, daha sonra 1947’de kurulan Türk Muhafazakâr Partisi ve de İslam Demokrat Partisi’nin kurucuları arasındaydı. Sonrasında Necip Fazıl ile tekrar hapse atıldı.

1964 yılı Ağustos ayında Somali’de toplanan İslam Devletleri Kongresi’ne davet edildikten sonra kongrenin İcra Komitesi Başkanlığı’na seçildi…

74 eser ve binlerce makale yazan Atilhan, yazılarının içeriğinden dolayı Yahudiler tarafından ‘Türkiye’nin Hitler’i’ olarak nitelendirildi. Türkiye’deki Nazi sempatizanlarının en önemlilerinden biriydi. Ona göre pek çok kötü gelişmenin sorumlusu Yahudiler idi. Yahudilerin dünyayı istila etmeye çalıştığını yazılarında belirten Atilhan, Bolşevik Devrimi’nin Troçki gibi düşünen Yahudilerin eseri olduğunu iddia etti. Atilhan’ın nazarında, Yahudi ve Siyonist eş anlamlı kavramlardı. Atilhan, ‘kan iftirası’nın yani dinsel olarak Hıristiyan kaynaklı antisemitizmin en önemli temalarından biri olan Yahudilerin Hıristiyan çocukları kaçırıp akıttıkları kanlarıyla hamursuz imal (ekmek) ettiklerine inanan ve propagandasını yapan ilk Türk ve Müslüman’dı. Atilhan’ın 1933-34 yıllarında yayımladığı Millî İnkılâp dergisi Nazi ideolojisinden etkilenmişti. Nazi ideologu Julius Streicher’in yayınladığı Der Stürmer’de yer alan karikatürler onun yayın organı Millî İnkılâp’ta aynen kullanıldı… Atilhan, ayrıca masonluk karşıtı yazılar da yazdı.” (3)

3-) Vikipedi ansiklopedisi, Cevat Rıfat Atilhan” maddesi; erişim tarihi 24 Mart 2021; Ayrıca bakınız; Rıfat N. Sali, “Cevat Rıfat Atilhan” (PDF), 5 Mart 2016 ve Selim Aviyente, (30 Nisan 2008). ”1934 Trakya Olayları: Bir Aile Dramı”, 30 Nisan 2008 ve Şalom gazetesi, 27 Temmuz 2012. 

Gregory J. Walance'ın İngilizce kitabının adı dikkat çekici (İmparatorlukla Savaşan Kadın- Sara Aaronsohn ve Onun Casus Halkası) .jpg
Gregory J. Walance'ın İngilizce kitabının adı dikkat çekici (İmparatorlukla Savaşan Kadın- Sara Aaronsohn ve Onun Casus Halkası)

 

Yazar ve sosyolog Nuray Mert’in de bu yöne bir tespiti var:

“…Asıl konumuza dönersek, diğer bir sorun alanı, Hitler Almanya’sının aslında, sağ muhafazakâr- İslamcı-milliyetçi çevre için tam anlamıyla ”lanetli” bir rejim olmamasıdır… Bu konuda en aşırı örnek, Cevat Rıfat Atilhan, Büyük Doğu dergisi yazarıydı ve Batı Ortaçağı’nın antisemitizminin ana temalarından biri olan ’kan iftirası’nı (blood libel) İğneli Fıçı adı altında ilk kez 1937’de (Akşam Matbaası) neşretmişti.” (4)

Nuray Mert, “Hitler meselesi” başlıklı makale, Cumhuriyet gazetesi, 4 Ocak 2016.

Aynı hususta bir örnek de dışarıdan alalım: Türkiye-Almanya ilişkileri ve iki dünya savaşı dönemlerinde Türkiyeli (özellikle Osmanlı) Yahudileri konusunda araştırma yapmış olan Alman akademisyen Corry Guttstadt, Gazete Duvar’daki röportajında Cevat Rıfat hakkında şunu söylemiştir:

“Bazı araştırmacılar için ilginç olabilir, Sarah Aaronson’un bir (hatıra) günlüğü var ve gördüklerini oraya not etmiştir. Osmanlı ordusu, Aaronson’un üyesi olduğu NİLİ grubuna saldırıp ele geçirdiği Sarah Aaronson’a feci işkenceler yapar. Sarah, bu işkence esnasında intihar eder. İşkence yapanlardan biri, sonradan Türkiye’nin en radikal İslamcı ve antisemitisti olacak Cevat Rıfat Atilhan’dır.” (5)

Kazım Gündoğan’ın Corry Guttstadt ile yaptığı, “Osmanlı ve Türkiye’de Yahudiler” başlıklı söyleşi, Gazete Duvar, 6 Nisan 2921.

Öte yandan önümüzde şöyle bir tarihi bilgi de durmaktadır: Filistin’deki İngiliz ve Siyonist işgale karşı direnişin siyasi temsilcisi sayılan Kudüs Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni, 1940’ların başında Mussolini ve Hitler ile buluşup yardım istemek üzere yola çıktığında İstanbul’a varıp Cevap Rıfat’la görüşmüş; onun aracılığıyla şehirdeki Alman Başkonsolosluğu’ndan vize alabilmişti.

Casusluk teşkilatını konu edinen diğer Türkçe yayınlara değinerek yazıyı sürdürelim:

Mesleğinde faal olduğu tarihlerde Ortadoğulu bazı liderler ve şahsiyetlerle geniş yankı yapmış olan röportajlara imza atan 1930 Hatay doğumlu gazeteci-yazar Lütfü Akdoğan’ın “İmparatorluğu Yıkan Kadın: Sara” romanı, NİLİ casusluk şebekesi konusuna değinen ikinci kurgusal-belgesel tarih çalışması sayılır.

NİLİ casuslarından bilgi alıp İngiliz karargâhına ulaştıran Monegam savaş gemisi[1].jpg
NİLİ casuslarından bilgi alıp İngiliz karargâhına ulaştıran Monegam savaş gemisi[1]

 

Romandaki kurguda casus Sara şöyle konuşturulmuş:

“Şu anda Türkler, gerekse Almanlar; bizleri sadece para için, zevk için kendileriyle düşüp kalkan birer fahişe sanıyorlar. Bırakalım harbin sonuna kadar öyle bilsinler. Harbin sonunda tarih; ellerinde silahı, tüfeği ve askeri bulunmayan bir milletin koca bir harbi nasıl kazandığını görecek ve bütün dünya bize hayran kalacaktır…”

Ajan Sara, tamı tamına böyle mi demiş? Bilemiyorum! Muhtemelen kurgusal bir konuşmadır. Sebebini romanın yazarı Lütfü Akdağ’ın bu konudaki zihin dünyası ve tarih anlayışına bakarak anlayabiliriz.

Akdağ, 2013’te “Genç Yolu Tarih” isimli dergide çıkan röportajında, Sultan II. Abdülhamit’in gizli arşivinde muhafaza edilen “Siyon Protokolleri”nin ilk kez kendisi tarafından keşfedilip 1960’larda Tercüman gazetesinde yayınlandığını” söylüyor. (6)

Dünyadaki bütün kötülüklerin ana kaynağı olarak görülen ve küresel ölçekte en fazla dolaşıma sokulan bu protokoller, Arap-İslam ülkelerinde ve dolayısıyla Türkiye’de hem milliyetçi muhafazakâr hem de İslami çevrelerde hâlâ rağbet görmektedir.

Kısaca “Protokoller” diye anılan bu tezin İngilizce adı Protocols of the Elders of Zion (Kıdemli Siyon Liderleri Protokolleri)’dir. 1903’te Rusya merkezli Znamya (Manşet) isimli gazetede dizi halinde yayınlandı. Çok sayıda dile çevrilen bu Protokoller’in dünya çapında dolaşıma sokulmaları 1905 yılında gerçekleşti. Dayanağı ise Rus yazar ve gizemci (occulist/esrarengiz) Sergei Nilus’un şu kitabıydı: The Great in the Small: The Coming of the Anti-Christ and Rule of Satan on Earth (Küçük İçindeki Büyük: Hıristiyan Karşıtlığının Gelişi ve Şeytan’ın Yeryüzündeki Yönetimi) 

Bu komplocu “Siyon Protokolleri”nin esası şudur: Yeryüzünde olup biten önemli olayların hepsinin altında Siyonist parmağı vardır. Dünyanın hemen bütün yönetimleri, bir şekilde Yahudiler tarafından yönetilmekte veya yönlendirilmektedir.  Ziyadesiyle hurafeci olan bu görüşler hâlâ tartışılmakla birlikte hayatın gerçekleri karşısında büyük oranda inandırıcılığını yitirmiştir.

Lütfü Akdağ’a göre ise bu protokollerin asıl maksadı;  “Mukaddesatı, hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vakalar uydurulmalıdır. Çünkü en büyük güç görünmeyen güçtür; Siyonist gücü de (zaten) görünmeyen bir güçtür!” (7)

Esasında Akdağ;  Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlının Ortadoğu’daki büyük mağlubiyetini de Siyonist faaliyete bağlıyor. Bunu “1897 yılında toplanan 1.Dünya Siyonizm Kongresi, Osmanlı Devleti’nin 1. Cihan Harbinde yenilmesinde ve yıkılmasında ne gibi rol oynamıştır?” sorusuna verdiği cevaptan anlıyoruz:

“En başında söylediğim gibi istihbarat servisleri, zamanında Türk ordusunun aleyhinde çalışmışlardır ve ordunun içine karargâha kadar girmişlerdir. Topladıkları istihbarat sayesinde Osmanlının yenilmesine sebep olmuşlardır…

Bunlardan biri, 40 tane güzel Yahudi kızı Siyonistlerin emrinde çalışan İngiliz istihbaratına bağlı NİLİ teşkilatı altında bir istihbarat servisidir.  İkincisi ise SARA ARONSON adındaki kadın tarafından kuruluyor. İşte kitap SARA ARONSON’un hikâyesi içinde dönüp dolaşıyor; Ortadoğu’da yani Birinci Dünya Savaşı’nda vuruştuğumuz Süveyş kanalından tutun, Torosların yamacındaki dağlara kadar savaşlarda, bu Yahudi teşkilat çok büyük bir rol oynamıştır. İddia ediyorum ki bu durum, İmparatorluğun yıkılmasında en büyük nedendir. Çünkü orada Müslüman kardeşlerimizle de, Araplarla da bu anlaşmaları bunlar sağlamışlardır. Böylece İngiliz ve Siyonist istihbaratları, o bölgedeki Osmanlı ordularının yenik düşmesine vesile olmuşlardır.” (8)

Aynı Akdağ, söyleşisinin akışı içinde bir yandan “Osmanlının hezimetinin sebebi olarak bu istihbarat teşkilatı ve oyunları”nı gösterirken; diğer yandan kendisiyle çelişen bir tespit daha yapıyor: “Talat Paşa da vatan haini değildir. Enver Paşa’da, Cemal Paşa da; ama hatalarıyla Osmanlı İmparatorluğunu çökertmişlerdir. Bunu inkâr etmek doğru değildir. Vatanperver olmak vatanı kurtarmak için kâfi gelmez.” (9) Tespitlerden ilki gerçekçi değildir; bozguna kılıf arama babından suçun kaynağını dışarıda aramaktır. İkinci tespit ise genel hatlarıyla daha doğrudur.

Tarihi gerçekler ile komplocu tezleri birbirine harmanlamanın örneğine yine Akdağ’ın söyleşisinde rastlıyoruz:

“Yalnız enteresan bir şey söyleyeyim: Şu anda (yıl 2013), Sara Aaronsohn ailesi mensupları ile onlara tâbi olan şirketler, Irak’taki bütün inşaatları bunlar yapmaktadır. Irak’ın ithalatını ve ihracatını ele geçirmişlerdir. Günümüzde Siyonizm’in mali imparatorluğunu çok dikkatle izlemek lazımdır! ‘Amerika ve İngiltere’yi kim idare ediyor’ diye bir anket yapıldı. İsrailliler yönetiyor cevabını verenlerin oranı yüzde 17 idi. Bu, çok feci bir sonuçtur!” (10)

İsrail posta pulunda Sara'nın resmi, 1991.jpg

İsrail posta pulunda Sara'nın resmi, 1991

 

Gazeteci-yazar Akdağ, casus kadın Sara hakkındaki romanında kurgu ile gerçeğin harmanlandığını da söylüyor:

“Sara hakkındaki romanı yazmam 15 yılımı aldı. Kitabımda savaşla ilgili belirtilen ve Siyonizm’in bize yaptığı tahribat, yüzde 100 doğrudur ve bunlar belgelerde vardır. Ama kitabın bazı fantastik tarafları da elbette vardır. Çünkü bu bir tarih kitabı değildir. Gazetede çıkan tefrikadır. Kitabın içinde bir gazetecilik ruhu vardır.” (11)

6-7-8-9 -10 ve 11) İbrahim Akkurt, “Yaşayan Efsane Usta Gazeteci Lütfü Akdoğan ile Röportaj”, Genç Yolcu Tarih dergisi, 4 Nisan 2013.

Bu münasebetle belirtelim: Lütfü Akdağ’ın bahsi geçen kitabı İngilizceye çevrilmiş. Sara Aaronsohn filminin çekimi için kendisine Hollywood’dan teklif gelmiş.

Şimdi asıl konumuza gelelim. Yani İngiliz casusu Sara Aaronsohn’a. Batılı ülkelerde,  özellikle de dünyanın çeşitli yerlerindeki Yahudi çevrelerce onun hakkında yazılmış çok sayıda kitap ve makale bulunmaktadır. Siyonistlerin amaçları uğruna hayatını feda etmesinden ötürü İsrail’de “milli kahraman ilan edilmiş” ve Telaviv’deki bir müzeye heykeli dikilmiştir.  

Aaronsohn’un yaşam öyküsü, gerçekten heyecanlı olduğu kadar dramatik ve trajiktir. Onunla ilgili Türkçe çıkan üç kitap var: İlki, Cevat Rıfat Atilhan’ın yukarıda sözü edilen üç kitabı. Üçünün de muhtevası aynı olup, sadece isimleri ve basım tarihleri farklıdır. Onun için tek kitap sayılırlar. İkincisi yine yukarıda bahsi geçen Lütfü Akdağ’ın belgesel roman tarzındaki çalışması. Üçüncüsü ise Prof. Dr. Necmettin Alkan’ın yazdığı “NİLİ: Ortadoğu’da Casuslar Savaşı” isimli ve 2017 tarihli kitaptır.

Gerek üç ayrı yazarın iki kitapları gerekse Aaronsohn konusunu işleyen Türkçe makaleler, genelde muhafazakâr milliyetçi-mukaddesatçı kesimler tarafından kaleme alınmışlar. Sol, liberal veya demokrat çevrelerde henüz bu tür bir çalışmaya rastlayamadım.

Kendi payıma Aaronsohn’un yaşam öyküsünden son haftalarda haberdar olabildim. 2011’den beri Berlin’deki Anne-Frank-Zentrum’da, İkinci Dünya Savaşı döneminde Türk-Alman biyografilerini konu alan “Her şeyden önce insanım” adlı pedagojik projenin yöneticisi olan Alman akademisyen Corry Guttstadt,  aynı zamanda Nazi soykırımı kapsamında Yahudilere yönelik imha uygulamalarını derinlemesine inceleyen tarihçi ve insan hakları savunucusudur.  Onun bir söyleşisini okurken şu cümleleri dikkatimi çekti:

“Romanya’dan çocukken ailesiyle Filistin’e göç etmiş; (İbranice buna aliyah denir) yani aliyah etmiş Sarah Aaronson orada kardeş ve arkadaşlarıyla NİLİ isimli küçük bir Siyonist gruba katılır. Kendisi bir ara İstanbul’da evli olup kocasından ayrılmıştır ve tam 1915 yılında İstanbul’dan Filistin’e dönünce, trende tehcir edilen Ermeni kafilelerini görüp dehşete kapılmış ve sonraki bir-iki ay boyunca bunun travmasını yaşamıştır. Bunun üzere NİLİ grubu, ‘sıra bize gelecek!’ endişesi ile radikalleşti ve İngilizlerle işbirliğine girdi...(12)

Kazım Gündoğan’ın Corry Guttstadt ile yaptığı, “Osmanlı ve Türkiye’de Yahudiler” başlıklı söyleşi, Gazete Duvar, 6 Nisan 2021.

O halde, Aaronsohn’un macerasına buradan başlayabiliriz.

The Encyclopedia of Jewish Women (Yahudi Kadınları Ansiklopedisi), Aaronsohn için şöyle bir tanım kullanmış:

“Milli aktivist; Filistin’in Osmanlı yönetiminden kurtarılması maksadıyla Yahudilerin kurmuş oldukları ve İngiltere taraftarı NİLİ isimli yer altı örgütünün hem koordinatörü hem de sonraki yerel lideri. Kendisi 1881 yılından sonra Filistin’e yerleşmeye (iskâna, mesken tutmaya) yönelik milli projede ikinci kuşak Yahudi kadının rolünü temsil etmektedir. Sara’nın yarı askeri rolü, yeraltında faaliyet göstermekti. Bu haliyle o, gönüllü olarak ölüme gidebilen Yahudi kadınlığının ikonu ve rol modeli oluvermiştir. Bu model ki, bilhassa sivil alanda Filistin’e yerleşip oradaki toprakları işleyerek kurumlaşmayı beraberinde getirmiştir. Moşav denilen kolektif ve ortakçı tarım işletmeleri, onun gibi Yahudi kadınların (ve erkeklerin) fedakârlıkları sayesinde 1970’lerin sonuna kadar varlığını sürdürebilmiştir.” ( )

Billie Melman, “Sarah Aaronsohn: 1890-1917”,  The Encyclopedia of Jewish Women:  A Comprehensive Historical Encyclopedia. 27 February 2009. Jewish Women’s Archive. (Viewed on May 1, 2021) <https://jwa.org/encyclopedia/article/aaronsohn-sarah>.

Romanya vatandaşı Efraim ve Malka çifti, Hibat Zion isimli Siyonist oluşumun etkisiyle, 1882’de yaşadığı Galatz bölgesini terk ederek Osmanlı’ya bağlı Filistin topraklarının kuzeyindeki Karmel Dağı’na kurulu Zichron Yaakov (Arapça Zemarin) köyüne yerleşti. İskân sömürgeciliğine dayalı bu Siyonist proje, 18. Yüzyılın sonlarına doğru, Yahudi bankacı Mayer Amschel Rothchild (1744-1812) tarafından kurulan ve Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar açan Frankfurt merkezli Yahudi bankacı ailenin maddi yardımıyla uygulamaya geçmişti. Bu ailenin, 19. yüzyıl boyunca modern tarihin en büyük özel servetini oluşturduğu öne sürülmektedir

Bu proje çerçevesinde, Aaronsohn Ailesi’nin bahçeli ve taş yapı villayı andırır güzel bir evi vardı. Toplam altı çocukları oldu. Sara, beşincisi olarak 5 Şubat 1890’da dünyaya geldi. Onun büyüğü Aaron, Filistin topraklarında yaşayan ünlü bir botanik uzmanı idi. En azından öyle görünüyordu. Çöl toprağında veya vadi aralarında sulak arazilerde tarım yapılması, bitki çeşitleri üzerine araştırmalar yapıyordu.

Sara’nın bilinen anlamda yetkin ve yüksek tahsili yoktu. Ağabeyi Aaron tarafından dil öğrenmeye teşvik edildi. İbranice, Yidişçe (Almanca-İbranice karışımı bir dil),  Fransızca, Türkçe ve makul oranda Arapçayı öğrendi. Aynı zamanda tarım ve botanik konusuna merak saldı. Ziraat mühendisi/botanikçi Aaron ile beraber Filistin coğrafyasını dolaşarak bitki, madenler ve toprak türlerini toplayıp, Atlit bölgesindeki tarım çiftliği deneme istasyonlarında inceleyerek nerede yararlı olacaklarına baktı. Bu çiftlik istasyonları, Amerikan Yahudileri lideri olan (Siyonist organizatör, siyasetçi ve sonradan Filistin’de Yahudi yerleşimcisi) Henrietta Szold (1890-1945) tarafından desteklendi. 

Siyonist organizatör ve politicası Henrietta Szold.jpg

Siyonist organizatör ve politicası Henrietta Szold

 

Bu arada öncü Siyonist yerleşimci kuşağı olarak yaşıtlarıyla birlikte özgün bir hayat tarzı geliştirmeye çalıştı: Milli dil olarak İbranice öğrenme, grubunu diğerlerinden farklı kılacak dikkat çekici kolektif davranışlar, tek tip giysi ve sosyal faaliyetler gibi…

Mart 1914’te, Haim Avraham isimli Bulgaristan’dan göçen nüfuz sahibi Yahudi bir tüccarla evlendi. Kısa süreliğine İstanbul’da yaşadılar. Ancak o, mutsuz evlilik yaşamına son vererek yeniden doğduğu Zichron Yaakov (Arapça Zemarin köyü-Filistin) yöresine döndü. Dönüş yolunda İttihat-Terakki yönetiminin tehcir politikası kurbanı olan Ermeni sürgünleri Hayfa’da gördü. Çocuk, kadın ve yaşlılar arasında onlarca ölü, yaralı ve hasta bulunuyordu.  Yüzlercesi trenlere tıka basa doldurulmuş vaziyetteydiler. İsrailli politikacı, general, hukukçu, yazar ve altıncı cumhurbaşkanı Haim Herzog’a bakılırsa; “Bu feci olaydan fazlasıyla etkilenen Sara, ‘Yahudilerin de kaderinin böyle olacağı’ düşüncesiyle, Osmanlı yönetimine karşı İngilizlerle birlikte çalışmaya karar verdi.”

Aslında Osmanlı idaresine karşı İngilizlere istihbarat verme fikri, Sara’nın ağabeyi Aaron ile eniştesi Avşalom Feinberg’e aittir. Sara ise, evliliğini bozarak İstanbul’dan baba ocağına vardıktan kısa bir süre sonra,  Kasım 1915’te yeraltına geçerek illegal faaliyetine başladı.

Sara Aaronsohn ile tüccar eşi Haim Avraham-kaynak (Jewish Women's Achive) .jpg
Sara Aaronsohn ile tüccar eşi Haim Avraham-kaynak (Jewish Women's Achive)

 

Bu maksatla 1915’te NİLİ isimli bir casusluk şebekesi kuruldu. Şebeke mensupları arasında Aaaronsohn ailesinden dört kardeş vardı: Aaron, Alexander, Sara, bacısı Rivka ile nişanlısı Avşalom Feinberg. Teşkilatın kurucu lideri büyük kardeş Aaron idi. Önde gelen kadrosunda iki isme daha yer veriliyor: Yosef Lishansky ile Naaman Belkind.  Başyardımcıları da Sara idi. Asıl şef Aaaron’un Mısır’a sığınmasından sonra, Sara ağabeyinin yerine şebekenin şefi oldu.

Enişte Avşalom Feinberg ile baldızı Sara Aaronsohn-Aile boyu casusluk-Yılı 1916.jpeg
Enişte Avşalom Feinberg ile baldızı Sara Aaronsohn-Aile boyu casusluk-Yılı 1916

 

Böylece Sara, 1916 yılının sonundan yakalandığı Ekim 1917 tarihine kadar, teşkilat içindeki işbölümü gereği Filistin ile Lübnan topraklarında dolaşarak istihbarat topladı. NİLİ için bilgi ve belge verebilecek destekçi, ihbarcı ve örgüte parasal yardımda bulunacak finansör ayarladı. İngiliz istihbaratının Kahire’deki karargâhıyla irtibata geçerek belli ölçüde ajanlık eğitimi aldı. Bu arada Atlit’teki tarım deneme ve uygulama istasyonunu, istihbaratın gizli merkezine dönüştürdü. İngiliz savaş gemisi Managam Tel Aviv sahillerine yanaştığı vakitlerde, onunla gerekli muhabereyi sağlıyor veya kurye aracılığıyla elden bilgi-belge teslimatında bulunuyordu.

NİLİ casusluk şebekesinin üç önde gelen kadrosu- Yosef Lishansky, Sara Aaronsohn ve Lyova Shneerson.jpg
NİLİ casusluk şebekesinin üç önde gelen kadrosu- Yosef Lishansky, Sara Aaronsohn ve Lyova Shneerson

 

Sıra dışı davranışlarıyla göze çarpan Sara, faaliyeti esnasında cinsiyete göre giyinmekten kaçınıyor; hem erkek hem kadına uyabilecek giysiler kullanıyor, zaman zaman da erkek kılığına girebiliyordu.  ( )

Anita Engle, The Nili Spies, London, Tpe Hogarth Presse, 1959;  Yigal Shefi,  “Intelligence in the British Occupation of Palestine, 1914-1918.”  Ph.D. diss., Tel Aviv University: 1993.

“NİLİ” adı Tevrat (1 Samuel 25:29) bölümünde geçen “Nezach Israel Lo yeshakare” ifadesinin ilk harflerinden oluşturulmuştur. Bu cümle “İsrail’in ihtişamı yanıltmayacak” manasını taşıyor. “NİLİ” şimdilerde de İsrail’de ve Yahudilerde kız çocuklarına isim olarak veriliyor.   ()

Osmanlının son dönemlerine ve özellikle Balkanlar’da yaşananlara dair tarih kitaplarıyla tanınan Prof. Dr. Necmettin Alkan, “NİLİ: Ortadoğu’da Casuslar Savaşı” isimli kitabını yazmadan önce yaptığı araştırmaların hikâyesini de anlatmış.

Prof. Necmettin Alkan'ın NİLİ şebekesini konu edinen   tarih kitabı.jpg
Prof. Necmettin Alkan'ın NİLİ şebekesini konu edinen tarih kitabı

 

Buna göre;

Almanya’da doktora eğitimi aldığı sıralarda, casus kardeşlerden Alexander Aaronsohn’un “Türk Ordusu ile Filistin’de”  (With the Turks in Palestine) isimli hatıratını tercüme etmeye karar vermiş. Yazarı hakkında araştırma yaparken, bu şahsın sıradan biri olmadığını görmüş. Sonuç olarak Alexander’in Birinci Dünya Savaşı yıllarında diğer iki kardeşiyle birlikte Filistin’de ‘NİLİ’ ismiyle bir casusluk teşkilatının kurucusu olduğunu fark etmiş. Onun hatıralarında yazdıkları da, aslında Osmanlıya karşı casusluk yaparken gördüklerine dair bazı bilgilermiş.

NİLİ casusluk şebekesinin önemli elemanı Yosef Lishansky.jpg
NİLİ casusluk şebekesinin önemli elemanı Yosef Lishansky

 

Prof. Alkan, röportajında şunları anlatıyor:

“Birinci Dünya Savaşı başlayınca, ayrı devlet kurmak isteyen Rothchild ailesi ve benzeri Siyonist çevreler, Yahudilere ön ayak oldular. Oralardaki her Yahudi bunları desteklemedi ama belirli bir genç kesimi örgütlediler. Neticesinde NİLİ gibi bir istihbarat örgütünü meydana getirdiler. O zamana kadar devletler tarafından yapılan istihbarat faaliyetlerini aile olarak yapmaya başladılar. 

İlk etapta İngilizler, bunları şüpheyle karşıladı. Fakat daha sonra örgütün kurucularından Aaron bir yolunu bularak, Londra’ya gitti ve doğrudan İngiliz istihbarat biriminin başkanıyla görüştü. Ve onu ikna etti. Özellikle (Cemal Paşa komutasındaki) Dördüncü Ordu hakkında topladıkları gizli bilgileri gösterince ikna oldular.  

aranson.jpg
Alexander Aaranson

 

Nili örgütü ortaya çıktıktan sonra Cemal Paşa’nın zaafı ve o günkü şartlarda işlerinin yaver gitmesi sayesinde, casusluk için kolay bir hareket sahası buldu. Ziraat mühendisi olan ağabey Aaron, bölgede ortalığı kasıp kavuran çekirge istilasıyla mücadele etme bahanesiyle her yere girdi. Zaten Cemal Paşa, istedikleri yere girebilmeleri için kendilerine bir tezkere vermişti. Onlar da gittikleri yerlerde çok sayıda stratejik bilgiyi kolayca topladılar. Bu bilgileri, o yıllarda Filistin’de Osmanlıya karşı savaşan İngilizlere verdiler. Karşılığında ise Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması noktasında diplomatik destek aldılar. Antisemitik olan bazı İngiliz diplomatların sempatisini kazandılar. Böylece, daha sonra kurulacak olan İsrail’in işi daha da kolaylaştı.

Osmanlı Orduları, Gazze Cephesi’nde ilk iki savaşta İngilizleri durdurmayı başarmıştı. Fakat Nili örgütü askerin durumu, büyük silahların yerleri ve su kuyularının merkezleri gibi bilgileri ulaştırınca İngilizler tarafından Gazze düşürülüyor. İngilizler bu zaferi NİLİ’ye borçludurlar. Gerisi bu hadiseden sonra çorap söküğü gibi geldi.” ()

4-5-)  Prof. Dr. Necmettin Alkan ile röportaj; “Koca Ortadoğu’yu 3 kardeş karıştırmış, Türkiye gazetesi, 11 Eylül 2017.

2017 tarihli Jewish Women’s Archive (Yahudi Kadınları Arşivi), bu casusluk bilgilerini doğruluyor. İlaveten şöyle yazıyor:

“NİLİ şebekesi mensupları, kimi zaman Osmanlı topraklarında dolaşarak topladıkları istihbarat bilgilerini İngiliz yetkililerine iletiyor veya Mısır’da bulunan İngilizlere direkt olarak aktarıyorlardı. 1917’de,  Sara’nın kardeşi Alexander, bölgedeki Osmanlı sorumlulardan gelecek muhtemel saldırılara karşı tedbir olarak Sara’yı İngiltere denetimindeki Mısır’da ikamet etmeye zorladı. Ancak o, doğduğu yere Zichron Yaakov’a dönerek NİLİ şebekesi şefi sıfatıyla casusluk faaliyetlerine devam etti. Zaman içinde bu şebeke, 40 kadar ajanıyla Ortadoğu’nun en geniş İngiliz yanlısı şebekesine dönüştü.” ()

Sara'yı (örnek milli kahraman) diye sunan İbranice bir kıbatın kapağı.  .jpg
Sara'yı (örnek milli kahraman) diye sunan İbranice bir kıbatın kapağı

 

Billie Melman, “ Sarah Aaronsohn: 1890-1917”,  The Encyclopedia of Jewish Women

Peki, bu casusluk faaliyeti nasıl bir şeydi? Mesela Osmanlı askerinin vaziyeti, cephanelikleri, ağır silahlar ile çölde yaşamsal bir öneme sahip su kuyularının yerleri hakkındaki bilgiler İngiliz tarafına ulaştırılırdı.

Bir iddiaya göre; “Sara, çok yakınlaştığı ve sevgilisi olduğu Cemal Paşa’dan aldığı bilgileri,  posta güvercinleri vasıtasıyla ağabeyi Aaron ile yandaşlarına ulaştırırdı. Hatta onun direkt verdiği cephe ve mevzi haritaları sayesinde İngilizler, Gazze’deki Osmanlı ordusunun kuvvetli mevzilerini nokta atışı bombardımanlar yaparak kolayca geçmişler. Bu bilgiler, geceleri kıyıya yanaşan bir tekne (aslında bir İngiliz savaş gemisi olan Managam-F.B.) vasıtasıyla İngiliz ordusuna verilmekteydiler.” ()

NİLİ casusluk şebekesini kardeşleriyle birlikte kuran Aaron Aaronsohn .jpg
NİLİ casusluk şebekesini kardeşleriyle birlikte kuran Aaron Aaronsohn

 

Bir ara notu düşelim: Sara’nın Cemal Paşa ile “sevgili veya dost” olup, cinsel ilişkiye girdiğine dair iddialar, daha çok Türkçe yazılan kitap ve makalelerde yazılmıştır. Buna karşılık Yahudi yayınlarında veya Wikipedia ansiklopedisi gibi kaynaklarda, bu hususta herhangi bir şey belirtilmemiştir.  Ancak Sara’nın,  Cemal Paşa ile tanışıklığına istinaden arada biri sahra çadırına veya karargâhına gidip onunla kahve eşliğinde sohbet ettiği kaydedilmiştir. Prof. Dr. N. Alkan ise, muhtemelen bu noktayı, “Cemal Paşa’nın zaafı” ifadesiyle üstü kapalı biçimde dile getirmiştir.

Can çekişen Sara'ya morfin şırınga edip sakinleştiren  Dr. Hillel Yoffe.jpg
Can çekişen Sara'ya morfin şırınga edip sakinleştiren Dr. Hillel Yoffe

 

Ekşi sözlük sitesinde ipin ucunu kaçıran “gozlugunuarayanadam” rumuzlu zat, 30 Mart 2018 tarihli yorumunda milliyetçi hayal dünyasını oldukça genişleterek şu iddiada bulunmuş:
“Sara ve emrindeki dört yüz kadar fahişenin görevleri, Türk subaylarının zaafından faydalanıp savaş belgelerini ele geçirmek ve bunları İngilizlere ulaştırmak olmuştur.

Sara, abisi Aaron’un  Cemal Paşa’ya yakınlığı dolayısıyla karargâha rahatlıkla girip çıkmıştır. Sadece casusluk yapmamış aynı zamanda yaklaşık on beş bin Osmanlı askerini teslim alan İngilizlere telkinde bulunarak, onların vahşi şekilde katledilmelerine de sebep olmuştur.”

Bu zat, savaş esirlerine muamelenin nasıl olması gerektiğine dair 1907 yılında Lahey’de toplanan uluslar arası konferanslarda varılan kararlardan habersizdir. Dahası, Sara’nın sorumlu olduğu NİLİ casusluk şebekesinde 40 faal ajan vardı. Muhtemelen diğerleri amatör gönüllü bilgi taşıyıcılarıydı. Dolayısıyla hepsini “Türk subayların zaafından faydalanan 400 fahişe” diye sunmak da mesnetsizdir. Erkek egemen milliyetçiliğin maganda zihniyetidir.

Bu olay, biraz da Osmanlı tarihinin en büyük ve spekülatif dedikodusunu akla getiriyor:  Malum, “Rus Çarı Büyük Petro’nun eşi I. Katerina’nın 1711 Prut Savaşı sırasında güya bedenini Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’ya teslim etmek suretiyle hem Rus ordusunu hem de Rusya’yı kurtardığı” yolundaki efsane, hâlâ zihinlerdir. Oysa bu efsane bile tartışmalıdır.

NİLİ teşkilatının ikinci sorumlusu Sara Aaronsohn.jpg
NİLİ teşkilatının ikinci sorumlusu Sara Aaronsohn

 

Hikâyenin anahtar sorusu şudur: Sara ve casus arkadaşları nasıl yakalandılar. Bu konuda rivayet muhteliftir.

Prof. Alkan’a göre; Osmanlı cephesinde “Hainlik değilse de mutlaka idari bir zaaf vardı. Daha dikkatli olabilirlerdi. Özellikle Aaron’un Avrupa seyahatinin ve görüşmelerinin bu kadar rahat olması Osmanlı ve Alman istihbaratı anlamında tam bir fiyasko. Ancak 1917 sonlarında Teşkilat-ı Mahsusa bu örgütü tespit etti. Fakat artık iş işten çoktan geçmişti. Sara intihar etti. Casusların bir kısmı yargılandıktan sonra idam edildi.”

Diğer bir anlatım yine milliyetçi-mukaddesatçı kesimde yayınlandı: 

“Gazze yakınlarında Yahudi yerleşim yerlerinden havalanan güvercinlerden bir tanesi havada vuruldu. Yere düştüğünde kanatlarının altında bağlı olarak şifreli yazıların olan belgeler bulundu. Osmanlı Teşkilatı Mahsusa casusları yakalanan güvercinlerin havalandığı yerde araştırmalar yaptılar ve çok şaşırdılar. Osmanlı ordu karargâhına sık sık ziyarete gelen; kendisini Türk dostu olarak gösteren orta yaşlı alımlı ve güzel bir Yahudi kadın Sara’nın marifetiyle casus güvercinler havaya salıveriliyordu. Sara’yı kıskıvrak yakalayan Türk casusları daha da şaşırdılar. Kısa süre önce Osmanlı Ordu kumandanı Cemal Paşa ile karargâhta kahve içerek derin sohbetler yapan bu kadından başkası değildi.

Ekim 1917 içinde Türk casuslar Sara’yı konuşturmak için tutukladılar. Mensup olduğu örgüt arkadaşlarının isimlerini vermesi isteniyordu. Sara’nın gözü döndü. Konuşmamak için yapabileceği tek şey vardı:  Bulunduğu hücrede birkaç el silah sesi duyuldu. Yahudi asıllı Sara, inandığı dava uğruna görevini yerine getirmiş, yakalandığında da sırlarını açıklamadan hayatına son vermişti. Sara’nın soruşturmasına katılan Türk casuslardan Cevat Rifat Bey, gördükleri ve duydukları karşısında şok oldu. Osmanlı ordusu dıştan ve içten ihanetler içinde peş peşe yenilgiler almıştı.

9 Aralık 1917 tarihinde Türk askerleri Kudüs cephesini de terk ederek daha kuzeye çekildiler. İngiliz kumandan General Edmund Allenby, 11 Aralık günü yürüyerek Kudüs’e giriş yaptı. Türk ordusu Filistin cephesinde tarihinin en ağır yenilgilerinden birisini almıştı. Sadece Gazze savaşları sonucunda asker kaybı 25 bin civarında idi. 10 bin asker de düşmana esir düşmüştü.”

Osmanlı ordusunun hezimetinden sonra General Edmund Allenby komutasında Kudüs'e giren İngiliz birliği.jpg
Osmanlı ordusunun hezimetinden sonra General Edmund Allenby komutasında Kudüs'e giren İngiliz birliği

 

Cezmi Yurtsever, “Yahudi kadın casus Sarah Aaranson”, Yalan Tarih sitesi, 4 Kasım 2015 ve İstiklal sitesi, 6 Mayıs 2017.

O tarihte hâlâ Filistin’de Cemal Paşa komutasındaki Dördüncü Ordu’nun Sekizinci Kolordu istihbaratını idare eden Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey (Atilhan), olayın gelişimini şu şekilde kayda geçmiştir: “Basmakalıp bir klişe gibi sürekli masama bırakılan sahil gözetleme raporu, aniden dikkatimi çekti. İçime kurt düşürdü. Okuduğumda, raporda şunu gördüm: Bir İngiliz kruvazörünün, hemen her gün Yafa ile Hayfa arasında görünüp akşam karanlığında kaybolduğu yazılmıştı. İstihbarat subaylarımı birer müteahhit gibi Nasır şehrine gönderip, oradaki Mıntıka Komutanlığı’nın dikkatini bu noktaya çektim. Oradan gelen şifreli telgrafta, Avraham Habon isimli bir şahıs gece karanlığında sahilde dolaşıp yaktığı kibritle bazı işaretler veriyormuş. Yakalanıp komutanlıkta sorgulanıp fidesi alınmıştı.

Cevat Rıfat Atilhan'nın NİLİ şebekesi baş sorumlusu  Sara  hakkında yazdığı kitabın kapağı. .jpg
Cevat Rıfat Atilhan'nın NİLİ şebekesi baş sorumlusu Sara hakkında yazdığı kitabın kapağı

 

Nasıra Mıntıka Komutanlığı’nın çalışmaları sonunda Samuel Anna adında bir NİLİ şefi yakalandı. Casusun sorgulamasında NİLİ’nin lider kadrosundan Josef Tobin (Yossef Lishansky) ve Naman Belkind ilk kez deşifre edildi.

Hemen harekete geçen mıntıka komutanlığı, NİLİ’nin merkezi Zemarin12 köyünü kuşatma altına alır. Nihayet, Tobin ve Belkind, Türk askeri tarafından derdest edilir ve yargılanmak üzere Dördüncü Ordu karargâhının bulunduğu Şam’a götürülür. Casus elebaşları, ilk sorgulamada sessiz kalmışlar, adeta ser verip sır vermemişlerdir. Cevat Rıfat Bey, bu manzarayı “...adil ve insani her çareye başvurduk. Vicdani hareket ederek azami derecede cebir ve tazyikten uzak kaldık” şeklinde betimlemektedir. Casusları ilk etapta konuşturamayan istihbarat birimi, suggestion ve hypnotisme yoluyla bu sorunu çözmek istemiştir. Bu bağlamda, Dördüncü Ordu Sıhhiye Reisi Neşet Ömer Bey’in muvafakati alınarak Beyrut Tıp Fakültesi hocalarından Abdi Muhtar Bey, Şam’a davet edilmiştir. Nihayet dili çözülen casuslar, NİLİ ve faaliyetleri hakkında Türk istihbaratını şaşkına çeviren bilgiler vermiştir. Lishansky’nin evinde gizli bir bölmede bulunan bir vesika, NİLİ casuslarının Türk ordusunun kılcal damarlarına kadar sızdığını açıkça göstermektedir.

NİLİ casusluk şebekesinin yakalatan Yüzbasi Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey.jpg
NİLİ casusluk şebekesinin yakalatan Yüzbasi Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey

 

Vesikaların deşifre edilmesiyle panikleyen casuslar, canlarının bağışlanması şartına bağlı olarak NİLİ örgütü hakkında önemli ifşaatta bulunmuştur.

Casusların sorgulamasında elde edilen en önemli bilgi, Sarah Aaronsohn adının nihayet deşifre edilmiş olmasıdır. Bunun üzerine harekete geçen Nasıra Mıntıka Komutanlığı, geniş bir tertibatla Zemarin köyünü ablukaya alacaktır.

Sarah, Zemarin’de bir gece baskınıyla yakalandı. Sarah, Türk askerini “sefa geldiniz beyler” diyecek kadar soğukkanlılıkla karşılamış ve askerlere likör ikram etmek istemiştir. NİLİ’nin kara kutusu denilebilecek Sarah, Yüzbaşı Necmeddin ve Teğmen Muzaffer Beylerin refakatinde sorgulanmak üzere trenle Şam’a gönderilmiştir. Fakat tren Vadi Şahap’tan geçerken Sarah, defi hacet bahanesiyle vagon değiştirip kendini Şahap Vadisi’ne atarak intihar etmiştir. Böylece, “taşıdığı bin bir sırla beraber yokluğa ve karanlığa gömülmüştür.”16

Cemal Paşa ve Sara Aaransohn-kaynak-Yalan Tarih sitesi.jpg
Cemal Paşa ve Sara Aaransohn / Fotoğraf: Yalan Tarih sitesi

 

Üçüncüsü ise; Türkleri arkadan vuran Museviler…Sara’nın feci bir şekilde intihar etmiş olduğunu kitabımda yazdım. Sara’nın intiharından sonra Kudüs düşmüş ve böylece Sara’nın iki kardeşi Aaron ve Alexi Filistin’e dönmüşlerdi. Aaron Londra’ya, yapılacak olan bir konferansa Musevilerin temsilcisi olarak giderken uçak düşmüş ve parçalanarak ölmüştü. Alexi, Filistin’e gelen Musevi göçmenlerinden bir grubu uzakta demirlemiş olan bir vapurdan Hayfa sahiline motorla getiriken, motor fırtınaya yakalanarak batmış ve 65 kişi ile birlikte kendisi de ölmüştür. Sara’nın annesi de Cemal Paşa tarafından Filistin’deki Musevilerin tahliyesi sırasında kendisini trenden atarak intihar etmiştir. İngiliz casusu Lawrance ise motorsiklet kazasında feci şekilde beyni parçalanarak can vermiştir.

/Faik Bulut; Independent Türkçe


İlginizi Çekebilecek Yazılar

Dünyada 15,2 milyon Yahudi var
  • @israilpost
  • 05-09-2021
Dünyada 15,2 milyon Yahudi var
Siyonist İsrail
  • @israilpost
  • 03-08-2021
Siyonist İsrail'in İmtihanı