• Yükleniyor

UCM kararı işgalcileri zor durumda bıraktı...


UCM kararı işgalcileri zor durumda bıraktı...
Paylaş :


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin aldığı karar Filistin’i ve Filistin halkını nasıl etkileyecek?

2014’te İsrail’in 1967 öncesi sınırlara çekilmesini ve başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören tasarı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ABD tarafından veto edilmişti. Bunun üzerine Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurucu sözleşmesi olan Roma Statüsü’nü imzalamasıyla başlayan süreç, mahkemenin Filistin topraklarında yargı yetkisine sahip olduğuna karar vermesiyle sonuçlandı. 

Mahkeme, aldığı bu kararla İsrail’in UCM’nin böyle bir yetkiye sahip olmadığı iddialarını redderek Filistin'de işlenen savaş suçlarına dair açılabilecek soruşturmaların yolunu açtı. 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar Filistin’i ve Filistin halkını nasıl etkileyecek? 

Söz konusu karar İsrail’in Filistin’e karşı uyguladığı agresif tutumlara bir yaptırım sağlayacak mı? 

İstanbul Gedik Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Selim Sezer konuyu ve detayları Sputnik’e değerlendirdi. 

‘UCM’nin verdiği karar İsrail için ağır bir diplomatik darbe’

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin verdiği 1967 yılında işgal edilen Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ün mahkemenin yetki alanına dahil edilmesi kararının İsrail açısından ‘ağır bir diplomatik darbe’ anlamına geldiğini söyleyen Dr. Sezer “Bunu iki ayrı sebepten ötürü söyleyebiliriz. Birinci olarak, İsrail’in 2014 yılında yaşanan ve 1600 sivilin hayatını kaybettiği 52 günlük Gazze savaşında işlediği savaş suçlarından ötürü UCM’de yargılanması yönündeki girişimler uzun yıllardır sürdürülüyordu. Her ne kadar İsrail buna engel olmaya çalışsa da bu kararla birlikte bu tür girişimler lehinde önemli bir hukuki mevzi elde edilmiş oldu.

‘Bu kararın önemi Filistin’in bir mahkeme tarafından devlet olarak kabul edilmiş olması’

Kararın ‘diplomatik darbe’ olmasının ikinci sebebi ise bu kararla birlikte Filistin’in mahkeme tarafından bir devlet olarak kabul edilmiş olması. İsrail’in bu zamana kadar savunduğu tez, Filistin resmen bir devlet olmadığı için, sınırların karşılıklı olarak belirleneceği kalıcı bir barış anlaşması imzalanıncaya kadar, belirsiz olduğu savunulan Filistin topraklarının bu tür soruşturmaların yetki alanına giremeyeceği yönündeydi” ifadelerini kullandı. 

Mahkemenin verdiği kararın sadece Gazze savaşında işlenen suçları değil, aynı zamanda Batı Şeria’da işlenen farklı türlerdeki suçları da soruşturma kapsamına alınabilecek türde olduğuna dikkat çeken Sezer “Bunun en başında da İsrail’in uluslararası hukuka aykırı şekilde inşa ettiği ve genişlettiği Yahudi yerleşim birimleri geliyor. Bilindiği gibi hiçbir devlet işgal ettiği topraklara kendi vatandaşlarını yerleştiremez ve böyle bir girişim sadece BM kararlarına aykırı bir durum değil, aynı zamanda Dördüncü Cenevre Sözleşmesi hükümlerine göre savaş suçudur. Ne var ki İsrail uluslararası toplumdan gelen tepki ve itirazlara rağmen hem Batı Şeria’da hem de Doğu Kudüs’te aralıksız olarak sürdürüyor ve hatta bu İsrail hükümetinin en temel ve vazgeçilmez politikaları arasında yer alıyor” dedi. 

Kararın Filistinliler adına çok önemli bir kazanım olduğuna işaret eden Seze, “Ancak bunun uygulamada nasıl bir karşılık alacağı müphemdir. Bilindiği gibi Lahey merkezli mahkeme, devletleri değil, yalnızca kişileri soruşturma ve yargılama süreçlerine dahil edebilmektedir. Kişilerin yargılanabilmeleri için ise ya UCM üyesi olan bir ülkenin vatandaşı olması ya da işlenen savaş suçunun UCM’nin yetki alanında olan bir devlet içinde işlenmiş olması gerekir. İsrail UCM üyesi değildir. Ancak Gazze ve Batı Şeria’nın yetki kapsamına alınmış olması, ‘bölgesel yargı yetkisi’ olarak adlandırılan şeyin devreye sokulmasıyla örneğin Benyamin Netanyahu’ya ya da yerleşimci liderlerine soruşturma açılmasına imkan verecektir. Ayrıca İsrail’in soruşturma izni vermemesi halinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin devreye girip soruşturma açması da en azından teknik olarak mümkündür” diye konuştu. 

İşgalci rejim İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne üye olmamasından dolayı olası soruşturma ve yargılama süreçlerinde belirsizlikler ortaya çıkma ihtimaline vurgu yapan Sezer “Bu noktada altı çizilmesi gereken bir diğer önemli husus da, İsrail’in bugüne kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bağlayıcı kararları dahil uluslararası hukukun kendisinin aleyhine olan hiçbir kararına uymamış ve bu sebeple herhangi bir yaptırıma maruz kalmamış olmasıdır dedi ve ekledi: “Dolayısıyla kararın fiili karşılığının ne düzeyde olabileceği en azından bu aşamada bazı bakımlardan belirsizdir, ancak yaşanan yine de oldukça önemli bir gelişmedir. Meşru bir tepki vermek için hiçbir zemin bulamayan Netanyahu’nun mahkemenin almış olduğu bu kararı ‘saf anti-semitizm’ olarak adlandırması ise kanaatimizce en hafif deyimle absürttür.

//Sputnik


İlginizi Çekebilecek Yazılar

Siyonistlerin Hedefi İran
  • @israilpost
  • 17-10-2021
Siyonistlerin Hedefi İran